29 Aralık 2011 Perşembe

Blog dediğin kendi kendine konuşmak aslında, ne acı?

25 Aralık 2011 Pazar

Gerçek kesit..

  Bir damla yaş süzüldü mü yüzünden, toplamda bir saniye bile sürmeden düştü mü yere gözlerinin önünden?
 
  Bir gün birini gördün. Şöyle bir kaç saniye seyrettin, ayırmadın gözlerini bir süre. O hızlanan kalp atışların mı yoksa? Bir de anlamsız bir tebessüm var yüzünde.. Biliyorsun hayat tuhaf..! Bir bakmışsın fizan kadar uzakta.. Bir bakmışsın başının üzerinde uçan bir kelebeği izlerken gözlerinizin buluştuğu masanın ucunda.
  - Merhaba!

  Önce bir kahve, sinemada duygusal bir film..! Bir elinde gazoz diğerinde de bir sıcaklık var sanki.. Hava biraz yağmurlu ama çok güzel değil mi? Artık diğer elin hiç üşümüyor. Daha sonraları sadece elinin değil ruhunun da artık hiç üşümediğini hissedeceksin.. Artık yanında üşüdüğünde giyebileceğin bir ceket olacak hep..

  O akşam ne çok gülmüştünüz ve artık ne çok gülüyorsun..
  Yatağının yanındaki camın önünde duran çiçek yeni mi? Sen güldükçe taze kalıyor sanki..

  Dün akşam çıktığında haber vermediysen ne olmuş ki? Hem şarjın bitmişti. Nereden bilebilirdin ki birden biteceğini? Zaten o da geçen gün aradığında açmamıştı. Hiç olmaz insan sonradan arar değil mi?

  Bu akşam hiç dışarı çıkasım yok.. İyi ama bunda bu kadar kızılacak ne var ki? Şimdi de mesajlarıma cevap vermiyor. Bu söylediklerinde ciddi olamaz. Bütün bunlar dün akşam dışarı çıkasım olmadığı için mi?

  Çiçeklerine su vermeyi unutuyorsun sanırım? Solmuş olmalarının başka anlamları da var..

  Artık çiçeklerin solmuş, bir kış günü hiç üşümeyen ruhun, diğer elin, bir yaz günü üşür olmuş..

  Bir saniye dahi sürmeyen bir düşüş için ne kadar çok zaman yaşanmış..
Şimdi, yıllarca biriktirdiğin bütün umutları yavaş yavaş yere bırak ve teslim ol..

12 Aralık 2011 Pazartesi

Kifayet gibi..

  "Kelimeler kifayetsiz kalır." Cümlesindeki kifayetsiz kelimesinin, kifayetsiz kaldığını düşünenlerdenim. Yalnız olmadığımı düşünüyorum.. Sonuç olarak kaçımız "kifayet" kelimesinin tam anlamını biliyoruz ki! Hepimiz tahmin ediyoruz. Hepimiz, şair burada kifayet sözcüğü ile yetersizliğe vurgu yapmıştır diyoruz. Halbuki yetersiz kelimesi bir çok şeye yeterli. Kaldı ki süslü cümlelerin, süsü olan kelimelerin kifayetsizliği (yoksa yerindesizliği mi demeliyim bilmiyorum) çok aşikar. Aşikar demişken, şaka şaka..! Tüm yazı boyunca kelimelerin yeterliliklerinden bahsedecek değilim. Bir de yazı dilinin zayıflığından falan bahsediliyor. Sanki konuşurken kullandığımız kelimelerle, yazarken kullandıklarımız farklıymış gibi. Gibi! Bence en kifayetsiz kelime "gibi"! Gibi ne ki, kim ki? Tek başına kullanılamayan kelime mi olurmuş canım.. Tek başına bir işe yaramayan kelime sanki hiç yokmuş gibi..!

24 Kasım 2011 Perşembe

''Vanlı kardeşime mektup. Çok geçmiş olsun. Doğal afete kapıldığınızı televizyonlardan öğrendim. Durumunuza çok üzüldüm. Ben 4/A sınıfından Bahadır... Siz sokakta yatarken, ben sıcak yatağımda üşüyorum. Çünkü hep sizi düşünüyorum. Keşke büyük olsam. Kocaman evim olsa. Hepinizi evime alsam. Okul harçlığımı biriktirdim. Kocaman yaralarınıza merhem olsun diye. İnşallah elinize geçer ben o zaman çok sevinirim. İnşallah ailenizden kimse ölmemiştir. Artık deprem olmasın. Terör olmasın. Canımız yanmasın. Biz kardeşiz. Barış olsun''

22 Kasım 2011 Salı

  Devrik cümleler var aklımın her yanında. Kıçı başı belli belirsiz. Öznesi gizli, yüklemi içli. Köşelere sıkışmış anlamlı, her şeyi yerli yerinde cümleler ise daha gözden ırak yerler bulma çabasında. Hani hangi köşeye saklansamda bu zat-ı muhterem hayatına devrik, anlamsız cümleleler ile  sürdürse diye misyon edinmiş gibiler.

  Bütün hayatlar kurallı olacak değil ya! Benimki de devrik olsun. Kıçı başı belli olmayan her şey benim olsun. Olamaz mı?
Bence olur..

21 Kasım 2011 Pazartesi

  Biraz bana, daha çok sana benzeyen birini bulsak.. Bizim yerimize koysak. Biz gibi mutlu olsa.. Biz bittikçe o başlasa. Biten bize ilham olsa.. Olacak iş değil.. Bizimle ilgili bir çok şey gibi o da olacak iş değil.

9 Kasım 2011 Çarşamba

Kanaat Notu..

  Hayat herkese ayrı bir çalımın var.Türlü, bitmez oyunların var. Bilmem kaç milyar insanın çalışmadığı yerden soruların var.  Tamam da neden bütün bunlara ihtiyacın var? Herkesin yaşam denen sınavdan kusursuz geçmesine, iso dokuz bin bilmem kaç belgesine, lisans diplomasına, geçer nota, kendimizi ispata ve dahi birçok yeterlilik belgesine ihtiyacın mı var? Bizim bütün bunlara sahip olma gibi bir zorunluluğumuz mu var? Zorla yerleştirildiğimiz evren paralelinde, düşünebilen tek varlık diye koyduğun sıfat altında, ezilen çoğunluğumuz var, altından zorla kalkanımız var.
  Bu konuda sana sitemimiz var. Önümüze koyduğun bir çok sınavın, işlemcimizde 'sınava bunlar dahil değildi' şeklinde kayıtlı olduğunu sen hepimizden çok daha iyi biliyorsun. İyide hayat eğer ki bir gün biteceksen hem de hiç beklemediğimiz bir anda! Nasıl olur da her gün, her dakika 'çıkarın kağıtları yazılı yapacağım' diyebilirsin ki? Hem bizim bir Mahmut hocamız bile yok! Çektiğin kulağın verdiği acı geçici be hayat.. Yüreğimize ince ince işleyelim diye karşımıza çıkardığın insanların, bizi bırakıp giderken verdiği acıysa sandığından daha kalıcı.. Kusura bakma ama acı denen şeyin tanımı, sana yanlış tanıtılmış be hayat..

29 Ekim 2011 Cumartesi

Hic bir sey yapmasan da, sadece elimi tutsan; bak ben burdayim desen. Tum korkularim gecerdi belkide...

11 Ekim 2011 Salı

dokunduğumda yanan canı değildi! anılarıydı..

3 Ekim 2011 Pazartesi

İnsanoğlu!

  Koş dur bir diğer yeni hayalin  peşinden. İnsanoğluna zayıf derler! Saçma, yıkılan her hayalinin yerine yenisini koyan, her yeni hayali yıkılana kadar peşinden koşan bir şeyden bahsediyoruz. Yılmadan, bıkmadan yıkılanın yerine yenisini koyan bir varlıktan bahsediyoruz. Bu mu zayıf? Bu mu karamsar? Bana bir kişi tanımlayın, yıkılan hayalinin yerine yenisi koymayan. Yenisi bir mutlulukta vücut bulsun istemeyen biri! İnsanoğlu dediğin şey ölene kadar hayal kurmaktan, yıkılan her hayalinin yerine yenisini koymaya programlı bir canlı. İnsanoğlu zayıftır diye masal anlatma bana. Her defasında sırtından vurulmasına rağmen ayağa kalkan başka bir şey tanımla bana! İşte insan öyle bir şey.. Seninde, benimde anlayamadığım bir şey..

18 Eylül 2011 Pazar

Hatırla..

  Söz uçar, yazı unutulur..! Yok tam olarak böyle değildi sanki bu söz? Nasıldı ki? Çok yazdılar, çok söylediler ama unuttum yine. Demek ki söz uçar yazı unutulur..! doğru olabilirmiş..
  Ben yazdım ama sen okumadıysan unutulur.. Ben söyledim sen duydunsa unutulmaz..
  Ben sevdim, sen de sevdinse kaçınılmaz..
  

12 Eylül 2011 Pazartesi

Az önce..

   Geç kaldım! Her güzel şeye olduğu gibi sana da geç kaldım. Halbuki az önce gelmiştim, zaten sende benden az önce gitmişsin. Ya sen çok erken gittin ya da ben çok geç geldim. Bir şey diyeyim mi? Çoğu zaman benim geleceğimi bildiğin için az önce gittiğini düşünüyorum.. Oysa kalsaydın ya da -dınız. Yüksek ihtimal olmasada, küçükte olsa güzel şeyler olabilirdi ve hatta kim bilir belki çok güzel olurdu..

   Çok bir şey değil ama ben şimdiden yarına geç kaldım. Oysa ben gazlı bir içeceğin içinde, yukarıya ilk varmak isteyen boloncuk gibi hızla yüzdüm yukarı doğru.. Omuzlarımın genişliği bundan mı yoksa yıllarca üzerine binen yükten mi bunu bilemiyorum ama. Bildiğim şeyler var yine de; mesela ben çoğuna göre hızlı koşarım ama ters yöne koşarım. O yönü düz bilirim çünkü. Ben mesela çok anlarım insanları, herkesten çok hem de ama hep yanlış anlarım.

   Her şeyi yanlış yaptığımdan değil, hiçbir şeyi doğru yapamadğımdan..

8 Eylül 2011 Perşembe

Uzun ama güzel II


Bir önceki uzun diye okumadığınızı bildiğimden ikincisini paylaşayım dedim..

Selam. normalde böyle şeyler yazıp çizmeye de utanırım ama bu hafta içimden seninle konuşmak geldi. bi ihtimal kulağına gelirse diye. "bu ne lan duyarlı mısın nesin" diye dalga geçenler olucaktır, ama naapalım, bu hafta böyle.
geçen gün gidip can yücel'in mezarını kırıp yıkmışsın. kendisinin toplasan iki üç şiirini yarım yamalak biliyorum, öyle manyak bir okuru olmadım hiç yani. ölüm yıldönümünde mezarına şarap döktüklerini duyunca aklıma sen geldin. ulan dedim bizimki uyuz olacak bu olaya. ama gidip mezarı kıracağını da düşünmemiştim. gerçek bi ayıya dönüşmüşsün, ne diyim.
peki acaba dönüşmedin de eskiden de böyle miydin?
bak ben mesela eskiden izlediğimiz filmlerin daha güzel, eskiden içtiğimiz suyun daha lezzetli, bakkal amcanın daha iyi kalpli olduğuna inanmamı, o yıllarda çocuk oluşuma bağlıyorum. yaşamın aslında kötüleşmediğini, aynı kaldığını, sadece büyüdükçe benim için zorlaştığını düşünmek istiyorum. bi yandan mantıklı olan da bu zaten. ama böyle düşünmeme rağmen, bazen yine de emin olamıyorum. sanki bakkal amca hakkaten de ben küçükken daha "iyiydi". otobüsteki amcalar teyzeler daha yumuşaktı böyle. sen de daha sakindin. belki çok saçmadır ama elimde değil, öyle gibi geliyo.
geçenlerde voleybolcu bir kıza otobüse şortla bindiği için önce bağırıp sonra da yumruk atmışsın. gerçekten bak, sen eskiden böyle bu kadar sinirli değildin. iyi hatırlıyorum. yumruk attığında sesini çıkartmayan amcalar teyzeler de böyle değildi. sana bi şey oldu. mezar yıkıyosun lan, bi düşüm bak, çok acayip bi şey bu. adamlar dev gibi insanlık anıtına ucube deyip sonra da kafasını kestirdiler. koca heykeli yıktırttılar. onlardan mı cesaret alıyosun, olay bu mu yani?
o heykeli yapan da aha senin kırdığın mezarı yapan kişiymiş zaten. yoksa sen de heykeli yıktıranla aynı kişi olmayasın?
zaten her işi yapıyosun, her an her yerdesin. bi kaç sene önce karaköy iskelesinde kız arkadaşımı uğurlarken de ordaydın. vedalaşıyoduk, sarılmıştık böyle, vapurun iskeleye yanaşmasını bekliyoduk. "dışarı çıkın nerde ne yapıyosanız yapın" diye bi ses duyduk, bi baktık o jeton kabinleri var ya ordan bize bakıyosun. önce bize seslendiğini anlamadık. şimdi tam hatırlamıyorum ama "lan yürüyün burda o işler yapılmaz! yürü!" gibi bi cümle daha kurdun. ben o zamanlar henüz senden bu kadar korkmadığım için "ne diyo lan bu lavuk" diye bi kabarıcak gibi oldum da hadi neyse diye indik iskeleden.
geçenlerde de duydum ki otobüs şöförü olmuşsun, sürdüğün otobüste bir çift öpüştü diye benzer şeyler söyleyip aşağı indirmişsin çocukları. lan oğlum bi şey sorucam, sen insanların birbirine sarılmasına öpmesine neden bu kadar kızıyosun? açık konuş, o sırada arzuluyo musun yoksa o kızları? günahını almıyım ama kıskançsın sanırım hafiften. tamam bak mesela bi yerde sap sap otururken yanımda bi çift öpüşünce ben de bi kıskanıyorum, bi yutkunuyorum böyle gulp diye. ama çok bakmıyorum, öpsün yani çocuk kızı ne güzel işte. benim rahatsız olmam o anki saplığımla ilgili çünkü. seninki de bana öyle gibi geldi. o kızı o çocuğa yedirmek istemiyosun. o ahlaksız diye bağırdığın kız sana gelse, azcık gülümsese, iki tatlı söz söylese heyecanlanıp boncuk boncuk terler, bayan mayan eheh meheh diyerek tavlamaya çalışırsın gibime geliyo. neyse dediğim gibi günahını almıyım, öyle olur gibi geldi bi an.
geçenlerde kızarkadaşımla vapura bindiğimizde de arkamızda oturuyodun. kolumu kızın omzuna attım, gülüşüyoruz ediyoruz, ama sessiz sakiniz, rahatsız etmiyoruz kimseyi. çıt çıkartmıyoruz, öpüşme filan da yok zaten. bi baktım arkadan bizi kesiyosun. hemen anladım, kolumun yerini beğenmedin. kızla fazla samimi buldun beni. korktum lan bakışlarından. çünkü biliyorum, gelip bi şey söylesen, ne biliyim "ramazanda utanmıyo musunuz sarmaş dolaş oturmaya?" desen, etrafımızdaki insanlar da artık çok sesini çıkartmıycak. bi çoğu da seni haklı bulucak. cevap versem "uzatma" diycekler. kavga çıksa, ağzını burnunu bi güzel kırsam ben suçlu olucam. karakolluk olsak zaten bitmişim. her şekilde haklısın yani.
yanlış anlama, sadece ramazanla öpüşmeyle bilmemneyle ilgili şeyler söylemiyorum. ben genel olarak senin tavırlarının değişmesine üzülüyorum. sevgisiz bi insana dönüştün sen. herhangi bir şeyi sevmeyi zayıflık gibi görür oldun sanırım. sürekli laf söylüyosun her şeye. senin için her şey bok gibi. bazen internet gazetelerinde haber altındaki yorumlarını okuyorum. adam bi şeyden övgüyle bahsetmişse anında "popülist ibne, ayak yapıyo" diyosun. biri bi film mi çekmiş, "olmamış" deyiveriyosun. sana yaranmak mümkün değil. hiç bi şeyi sevmiyosun. başka insanları hiç sevmiyosun. sokakta karşıma çıktığında kötü kötü bakıyosun. sana selam vermeye korkuyorum. karşılaştığımızda günaydın derim ben sana normalde. ama yüzüne baktığımda her an "ne bakıyosun lan" diycek gibi davranıyosun. çekiniyorum, kaçırıyorum gözlerimi. beni yendiğimi hissettiğin için sen bundan da hoşnut oluyosun.
geçenlerde yuutub'da eski siyasilerin bi tartışmasını izledim. demireli, mesut yılmaz, ecevit, inönü, erbakan filan hepsi bir masada oturuyolar ve biri konuşurken diğerinin çıtı çıkmıyo. bu adamların ülkeyi yönettiği yılları övücek değilim şimdi tabii. ama ne biçim saygılılarmış lan. hiç bağırıp çağırmıyolar. en fazla iğneleyici konuşuyolar. şimdiki adamları aynı masaya oturtmayı başarsalar da biri silahını çekicek gibi bakar, biri kollarını sıvayıp dövücekmiş gibi yapar, hatta "yok öyle lagaluga", "lölö yapma" filan derler. acaba sen de bu adamları göre göre mi böyle oldun? bu devirde öyle olmak daha mı doğru, daha mı geçerli geliyo? "artık böyle... yerse" filan mı diyosun? daha mı iyi hissediyosun?
yıllar evvel mısır'a gitmiş bir tanıdığımız "mısır'da yalan söylemek normal bi şey. kimse utanmıyo yalancı durumuna düşmekten" demişti de aklım çıkmıştı, inanamamıştım. hani iki gün avrupa gezmiş insanlar hemen başlarlar ya "abi almanya'da insanlar çok nazik, gülümseyerek selam veriyolar, burda herkes ayı gibi" diye memleketi kötülemeye. ben yakına kadar "yav olur mu öyle şey, kötü bir millet olur mu? biri ne kadar kötüyse diğerleri de o kadar kötüdür ya da iyidir" diye düşünürdüm.
şimdiyse kusuruma bakma ama, senin ciddi ciddi kötüleştiğine inanmaya başladım. hani bu topraklarda yetişenler bambaşka hoşgörülü oluyodu lan, yıllarca öyle bilmedik mi? nooldu da bu kadar sinirli bi insana dönüştün peki? sana uygun gelmeyen hiç bi şeye tahammül etmek istemiyosun. isterse ülke ekonomisi süper olsun, dev alışveriş merkezleri açılsın, duble yollarda istediğin kadar bas git arabanla, sen böyle olduktan sonra neye yatıycak? cebinde parası olan sinirli insanlar mı olalım hep birlikte yani? koca heykel niye yıkıldı lan? kusura bakma aklım hep ona gidiyo. nasıl bi mantıkla gaza gelindi de yıkıldı?
bak o olayın olduğu günlerde bi taksiciyle muhabbet ediyoruz, "yıkılsın kardeşim!" dedi. böyle bi cevap karşısında aslında susmak lazım ama ağzımı tutamadım,"ya niye yıkılsın abi? heykelin kendisi güzel de olmayabilir, ama ifade ettiği bişey var, bi de dikilmiş işte oraya. neden şimdi ucube diyip yıkıyolar? normal mi bu sence?" dedim. mantıklı bi cevap bekledim, hani "şu yüzden yıkılsın" desin ki diyalog ilerlesin diye. adam sadece "yıkılsın yaa boşver yıkılsın!" dedi zevk alır gibi. sanki heykeller toplaşıp küçükken bununla dalga geçmiş de şimdi intikan alıyo gibi. bu tavır sana da garip gelmiyo mu? o taksici de sen miydin lan yoksa? sen de her işi yapmışsın mna koyiyim, otobüs şöförü müsün taksi şöförü müsün belli değil. arada vapura da biniyosun filan, ilginç adamsın. (kötü espri gücümle seni pis döverim)
yakına kadar "bu sadece bi dönem. bu adam da değişicek. sadece kötü günler geçiriyo, ondan sevmiyo beni" diyodum ama sen galiba artık eskiye dönmiyceksin. hayatında yurtdışında yaşamaya özenmemiş olan bana bile "eyvah ya, bizim dergilere de bi şeyler olucak, bu işi yaptırmıycaklar bana. kız arkadaşımın omzuna da kolumu atamıycak mıyım artık? başka ülkeye mi gitmek lazım? gitsek naapıcaz, ne bok yiycez" dedirttin.
çünkü sen ilerde etek giydiği için otobüste kızıma yumruk atıcaksın gibi geliyo bana. oysa kızımla ben, senin kızına hayatta karışmazdık. yemin ediyorum karışmazdık. herkesin istediği gibi giyindiği, istediği gibi yaşayabileceği bir memlekette yaşamaya hazır ve istekli olurduk. işin kötüsü, sen bunları okuduğunda azıcık düşünmek yerine "beğenmeyen defolsun gitsin lan!" diyosun, biliyorum ben seni. zaten burda yaşamamı istemiyo gibisin. vapurdan dışardaki süper boğaz manzarasını izlemek yerine beni ve kızarkadaşımı kontrol ediyosun, ordan belli. aynı şekilde bunları yazdığım için neler hissettiğimi, beni ciddi ciddi endişelendirdiğini anlamak yerine "tribünlere oynuyosun" diyceksin.
bütün bunlara rağmen, çok umutlu olmasam da, belki, bi ihtimal, bu günler de geçer. çünkü birbirimizi anlamıyo olabiliriz cidden. ama tek ricam, sinirli olma. ne biliyim mezar kırma, heykel kırma, yumruk atma diyorum, çok bi şey de değil yani. kurban olıyım "burdan gitmek lazım" geyiği yapanlarla dalga geçen beni bile bu otobüslerden bu vapurlardan bu sokaklardan soğutma işte. elin fransızına bonjur diyemem ben, sana selamünaleyküm derim, bin kat da tercih ederim. hem ben bişeyci ya da başka bişeyci de değilim. çocukken aynı mahallelerde oynardık, yabancı değilim tanıyosun beni. bakarsın bi gün karşılıklı otururuz, iki çay söyleriz, anlatırsın derdini. yemin ederim ne dersen dinlerim. dersin ki "bak kardeşim ben sana dargınım çünkü şöyle şöyle yapmıştın". ben de sana derdimi anlatırım, gülüşürüz ederiz. işte o günün gelebileceğini umarak, sana mezarını kırıp yıktığın can yücel'in meşhur bi şiirini hediye ediyim hadi. tamamını da bilmiyodum internetten baktım idare et.
en uzak mesafe ne afrika'dır,
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler,
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,
birbirini anlamayan.

Sandık.İçi
Ersin Karabulut
25 Ağustos 2011
(uykusuzdergi.com notu: Yazıyı bilgisayara geçiren 'kizil sakalli sari' nickli Ekşi Sözlük yazarına teşekkür ederiz.)

21 Ağustos 2011 Pazar

Uzun ama güzel..

  Biliyorum çok uzun gözüküyor ama güzel okuyun. Güzel olduğunu söylediğim için değil ama yazı olduğu için okuyun olur mu?


kuş gibiyim. fakat kanatlarım yok.
-sigarayı günde 2 pakete çıkardım. elimden gelse, ekmeğin arasına azık ederim.
-daha geçen gün, yaklaşık 2 ay önce, elimde kendimi asacağım iple dolaştım evimde. o ipi tavana geçirebileceğim bir ilmek bulamadım. mimari, ölmemek için tasarlanmış.
-elim ayağım tutmuyor bugünlerde. sanki iç organlarım boşaltılmış. bir süs hayvanı gibiyim.
-insanların bu kadar çok sevgi açlığı çekerken, sevgisizliği tercih etmesi zoruma gidiyor.
-hayat için yaşlı bir dostum orospu demişti. tanrı ise pezevenk olsa gerek..
-annemi özleyemiyorum.
-babamı da.
-zaman akıp geçiyor. ve ben hala önümden akıp geçen zamanla elimi yüzümü yıkayamıyorum.
-içim acıyor her dem.
-kan kusuyorum artık. tadı güzel..
-hayatımın öyle bir noktasına geldiğime inanıyorum ki, ötesi yok.
-çıplakken ruhum arınıyor.
-bu aralar sürekşli başım ağrıyor.. özellikle de geceleri.
-gökyüzümü çaldılar..
-ordu mensubuyum bu aralar. savaş çıksa ne yaparım, bilmiyorum..
-ana caddelerde çırılçıplak koşmak istiyorum..
-tanrı beni yanlış anladı.
-kısa saçlarımla, yelesi kesilmiş bir aygır gibi hissediyorum kendimi.
-sabahtan beri yataktan çıkmadım. ruhum bir yatalak artık..
-çocukluğumda hep bugünlerin hayalini kurardım. çocukluğum bitti. bugünler ise iki yüzü keskin bir bıçak gibi. tutamıyorum..
-gitmek istiyorum. sadece gitmek. fakat biliyorum.. insanlar her yerde..
-insansız bir varoluş arzuluyorum.. ya da varoluşsuz bir insan. farketmiyor..
-zaman denen kapana kısıldım kaldım..
-dua etmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki. tanrı'dan ümidi kesmiş olmalıyım..
-bir kadın düşlüyorum hep. beni kavgalarımdan çekip alacak. kısa saçlı kafamı göğsüne bastırıp. her deliliğimi yaşamama bağlayacak. dengesizliklerimden keyif alacak bir kadın.. güzel kokacak. teni mezarım olacak bir kadın. gamzesi olacak.. dudakları güzel.. öleceğim onda. nefesim kesilecek. kalbim duracak. topuklarını okşayacağım. sırtını öpeceğim. ellerini koklayacağım. parmaklarını öpüp, emeceğim..
bir kadın sadece. bu kadar çok dişi varken evrende, benim istediğim, arzuladığım, sadece bir kadın. arınmış olacak tüm insani hırs ve bencilliklerden. annemden daha onurlu olacak. kız kardeşimden daha gururlu. konu bne olduğumda, yok sayacak her şeyi. gerekirse kendini. bir kadın sadece.. derdimin dermanı o çünkü. ruhumun ilacı o.. ben onun ruhuna ve tenine girdiğimde, orada kalacağım. bir daha incinmeyecek ruhum. kırılmayacak kemiklerim.. etlerim dökülmeyecek.. gözlerim açılmayacak sonuna kadar. yumacağım.. ve öylece kalacağım. o'nda..
-zaman benim. geleceğe düşüyorum.
-bir fırsatlar ülkesinin başbakanıyım sanki.. nemalanan gidiyor..
-ayrılıkları sevmiyorum. yine de insanı özüne döndürüyor. bencilliğine. pisliğine..
-bomboşum..
-ölsem, kanım akmaz.
-sıkışıp kaldım.. ya da sığışıp.. bilmiyorum.
-inancım yok artık.. tanrı bile ona sunduğum hakkı kaybetti.
-neden her hayal kırıklığımda tanrıya kızıyorum, bilmiyorum.. her şeyin planlayıcısı o olduğundan olsa gerek.
-ya tanrı yoksa? kaldıramam bu yokluğu.. umarım vardır.
-cennetten kovulmadım ben.. cehennemden kapı dışarı edilmiş olabilirim ama.
-uçmak istiyorum.. midem kalka kalka hem de. sadece uçmak..
-insanın bir evi olmalı.. soğuk kışlalarda aklım geçen en net düşüncelerden biris buydu. insanın bir evi olmalı. o evde de bir hayatı. yani kadını..
-adrenalin bağımlısı aptallar gibiyim. tek farkla. ben hayat bağımlısıyım.
-yazacak o kadar çok şey var ki. yetişemiyorum düşüncelerime.
-yağmurdan nefret ediyorum artık. mutsuzluğumun ve yalnızlığımın fonu olduğundan olsa gerek..
-kendimi öldürmekten korkuyorum.
-bu kadar çok yaşamayı isterken, nedir bu ölüm sevdam. bilmiyorum.. benim cehennemim de bu olsa gerek.
-"başkaları cehennemdir" demiş üstad. yanılıyor. başkaları kabir azabıdır.. diş ağrısıdır. doğum sancısı... cehennem ne ki!
-izafiyet teorisini, askerken bulmuş olmalı aynştayn abi..
-bir gün tüm kitaplarımı ve dvdlerimi yakacağım.. belki kendimi de.. bilmiyorum..
-artık, yazdığım bir yazıyı dahi geri dönüp düzenlemek istemiyorum.. bu kadar özeni ve ince düşünceyi hakeden kim?
-salaşım.. hiç olmadığım kadar hem de..
-kedinin oynayıp da karman çorman ettiği bir yumağım.. lütfen ucumu bul.. ve sök beni!!
-ayaklarım yere basmıyor artık.. çok mutlu olduğumdan değil.. ayaklarımı bileklerinden kestiğimden..
-hayat, ben geğirdikçe genzime kaçıyor...
-bazı anlarda, vahşi bir hayvan gibi oluyorum.. lütfen uyutun beni. morfinle değil. masalla. ya da masal gibi bir sevişle.. sevişmeyle..
-gözlerim kan çanağı.. buyurun içelim..
-hayatımın galası bitti.. şimdi siktirip gider misiniz lütfen!!..

***

-tanrı'dan istediğim bir çok şeyi vermediğinden, verse bile eksik verdiğinden artık dua etmek bile istemiyorum.
-annemi aradım az önce. bayramını kutladım. hemen konu kontör istemeye geldiğinde içim acıdı. paramı esirgediğimden değil. ne bileyim, bir anda konu nasıl paraya geliyor, buna aklım ermediğinden sanırım.
-babamın sesini duymalı aylar oluyor. az önce de yine duyamadım. benimle konuşmaktan daha önemli işi varmış. kurbanın derisini soyuyormuş.
-duş almayı çok seviyorum. küçük bir çocuk gibi küvete girip de orada saatlerce durabilirim. daha bu yaz 3 kez boğuluyordum ki küvette, son anda uyandım. o değil de küvette boğulup kalsam, millet intihar ettiğimi sanacak.
-milan baros iyileşene kadar galatasaray kendine gelemeyecek.
-iddaa oynuyorum arada bir. bir keresinde tek maçtan yattım, ve tamı tamına 537 tl'den oldum. bu durumu bir kaç yerde söyledim. kimse inanmadı. insanların yalan istidakı dolmuş sanırım. kendimi kötü hissettim.
-yolda yürürken çizgilere basmayanlardanım ben de. bir de beynimden şekiller çizerim hep. bir şekilde bakış açımı bir kadraj gibi ayarlayıp da baktığım nesneyi ya da kişiyi o kadraja oturturum. bu durumun aynısını ben gibi yaşayanlar bilir.
-beş satırlık bir paragraftan sonra boşluk bırakılmayan yazıları okumam normalde. ama bu yazı böyle oldu. canım çok sıkkın olsa gerek şu an.
-noktalama işaretlerinden iki nokta peşpeşe kullanmayı sevmezdim. son günlerde en çok kullandığım noktalama işareti bu oldu. tek nokta kadar net, üç nokta kadar da belirsiz olmadığından olsa gerek. bilmiyorum..
-hayattaki en büyük korkum sevmediğim bir işte çalışmak. bir de yükseklik. bir de kurbağa. üç korkum varmış. hayret. ben tek bir korkum var sanıyordum.
-artık banyoya ya da tuvalete giderken cep telefonumu yanıma almıyorum. ümidim kırılıyor. kırılmış hatta.
-sabahtan beri sushela raman'dan yeh mera divanapan hai'yi dinliyorum. çok hoşuma gitti. dinleyin bence sizde.
-küçükken hayatımın bu dönemlerine dair hayaller kurardım. işte üniversiteyi bitirmek. bir işimin olması. araba falan almak.. şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. ne yapmayacağımı da. keşke hayatımın bu noktasından ötesi için de bir kaç hayal kursaydım küçükken.
-yazları çırılçıplak uyurum. annem üzerine bir şey örtmeden uyuyanın üzerine kar yağar derdi. yazları yağmıyor.
-çok sevdiğim bir ev arkadaşım var. o kadar çok seviyorum ki bu adamı, ablamın kızıyla evlenmesi için bir teklif sunacağım bir gün. tabii bunun öncesinde tanıştıracağım ikisini de. ne bileyim, iyi insanlar sonsuza kadar beraber yaşamalılar bence.
-şimdi yastığa kafamı koysam, geceye kadar uyurum. çok mutsuz olduğumdan olsa gerek. ya da çok yorgun. bilmiyorum.
-uykuya doymadan öleceğim ben. gözlerim şiş olacak yeniden dirildiğimde.
-71 kiloyum. hayatımda ilk defa yetmişi geçtim. rejime başlamalıyım. şakaydı tabii.
-en sevdiğim kitap aylak adam. askerde her gün okuyacağım.
-en sevdiğim film duvara karşı.
-en sevdiğim yazar hakan günday.
-en sevdiğim müzisyen armin van buuren.
-askere gittiğim için dükkanım kapandı. dükkanımı emanet edeceğim tek bir insan ya da akrabam yok. ne acı değil mi?
-kendime ait en sevdiğim özelliğim çok mutsuz olduğumda çok güzel şeyler yazmam olsa gerek. hep mutsuz olmalıyım sanırım. mutsuzken daha çok seviyorum kendimi. gözlerimden öpüyorum çaktırmadan. elimden tutup sinemaya götürüyorum. geçenlerde bir pantolon hediye ettim kendime. sanırım şizofrenim.
-birazdan bir kase yoğurt yiyeceğim.
-dün de bir poşet çikolata yedim. değişik stillerde ve tatlarda. en çok nestle'nin bisküvilisini sevdim. bence yemelisiniz.
-çevremde, yapmam gereken şeyleri söyleyen o kadar çok insan var ki, bir tanesi bile ne yapmayı istediğimi sormuyor. annem bile.
-akşam bir filme gitmek istiyorum. tek başıma. mısırımı alıp da. gece de rakı içmek istiyorum. yine tek başıma. mum ışığı altında. müslüm gürses dinleyerek. nilüfer şarkısını en çok.
-ölümü çok merak ediyorum. ölene kadar ne olduğunu bilemeyeceğim ama.
-öpüşmeyi çok seviyorum. mucizevi geliyor bana. ne bileyim lan işte. normalde insan tükürükten iğrenir. o an o tükürük ve ıslak dudaklar mucizevi geliyor.
-özlediğim tek bir insan yok. ben bu kadar sevgi doluyken bu nasıl oluyor, aklımı kaçırmak üzereyim.
-zihnimden geçenlere yetişemiyorum.
-bugün kurban bayramı. ben cebrail olsaydım, hz. ibrahim'e koçu götürmezdim sanırım. denerdim, hz. ismail'i kesip kesmeyeceğini. bence kesmezdi. hiçbir sevgi evlat sevgisinden üstün olamazdı. her ne kadar babamın sesini aylardır duymamış olsam da.
-charlie chaplin'i ilk izlediğimde korkup ağlamıştım. sonra günlerce filmlerini izlemiştim.
-kadınlar hamamından kovulduğum gün ereksiyon olabilen bir velettim. hatırlıyorum.
-bir kere eski ev arkadaşımın kız arkadaşı yanımda sesli osurmuştu. kadınların sesli osurması garip gelmişti. o değil, kız hiç utanmamıştı. ne bileyim en azından salonu terkeder o an. bi tur atar koridorda falan. leş gibi kokmuştu içerisi. kedi yemişti sanırım.
-itiraf edeceğim o kadar çok şey var ki. fakat şimdi gitmem lazım. bayramın ilk günü olmasına karşın iş yerim sinema içerisinde olduğundan, çalışmam lazım. lazım da değil aslında. çalışmaktan keyif alıyorum. beynimi ve zihnimi çalışarak meşgul ediyorum. üstüne üstlük az-çok para da kazanıyorum. en önemlisi, işimi seviyorum.
-bu bayram hiçbir büyüğün elini öpmeyeceğim. elini zorla öptüren yaşlılara gıcık oluyorum. ben de elimi öptürmeyeceğim küçük çocuklara.
-insan sadece sevdiğinin elini öpmeli. onu da öpüp koklamalı.
-bir zamanlar sevdiğim kadının gecenin bir yarısı avuç içlerine bastırdığımda pilli bebekler gibi "ı love you" demişti. belki size çok aptalca gelecek, bilmiyorum. ama ben bayılmıştım..
-teoman'ı çok seviyorum. şarkı sözleri müthiş şiirler gibi geliyor bana.
-ilk orgazm olduğumda ağlamıştım. şimdi anlıyorum neden ağladığımı.

***

-itiraf edecek bir şey yok aslında.
-hayat bir iftira gibi yapışmışken yakama.
-itiraf edecek bir şey yok aslında.
-ya da var.
-bilmiyorum.
-varlıkla yokluk arası bir şey işte.
-ben ki emeklemeden yürümüşüm.
-şimdi ise, otuz yaşımda, bir sınır karakolunun ön bahçesinde sürünüyorum haftada bir kaç gün.
-dizlerim, dirseklerim ve avuç içlerim soyuk.
-sanırım yaşıyorum. çünkü hala kanıyor bedenim.
-sanırım ölüyüm. hala mezarda gibiyim.
-sanırım can çekişiyorum. hala ve hala ölemedim bir türlü.
-bilmiyorum.
-ölüm-kalım meselesine döndü varoluşum.
-zaman denen kavrama hapsoldum.
-çıkışım geçmişte kaldı.
-bu çıkmazlıkta erkekleri ikiye ayırıyorum; zorunlu askerlik görevini yapanlar ve yapmayanalar.
-kadınlar da ikiye ayrılır diyorum... neyse.. söylemeye bile gerek yok.
-tüm bu ayrımlar içerisinde kötü bir insanım diyorum kendime.
-annemin bileklerini kesip de bilezikleriyle poker oynayıp kaybettim diye mi?
-hayır!
-küçük kız çocuklarına tecavüz edip öldürdüm diye mi?
-hayır!
-on yedi yaşımda bir gece eve sarhoş geldiğimde, bana "yavşak" diyen babamın burnunu sol yumruğumla kırdım diye mi?
-hayır!
-şu an zorunlu askerlik görevi yaptığım karakolu g-3'ümle basıp da yaklaşık elli askere şarjörümdeki kurşunları kustum diye mi?
-hayır!
-nedeni sadece ve sadece şu; tüm bunları yapma potansiyelim varken, ve yapmayı isterken kolayı seçtim diye. kolayı, yani iyi olmayı.
-oysa, iyiliğim korkaklıktan besleniyor. ve acizlikten.
-bu ise beni daha da kötü bir insan yapıyor.
-iyiliğim kötürüm.
-kötülüğüm ise görünmez bir maratonda.. finishe varmasına az kaldı.
-evet, ölüyüm ben. çürümem ise ayaklarımdan başladı. günde en aşağı 10 saat ayaklarımdan çıkarmadığım askeri botlar yüzünden.
-ilk önce beynim çürüsün isterdim oysa.
-belki her zaman duyduğum pis koku benden kaynaklanıyordur..
-kim bilebilir?
-sanki dünya yıkılmış, altında kalmışım.
-ben yıkılmışım, altımda kalmış gibi evren..
-şiir yazıyorum sol baldırıma.. jiletle.. acıta acıta..
-tüm sanatlar ilhamını ölümden alır derler..
-ben yaşamdan besleniyorum. vitamin eksikliğimin nedeni bu..
-en büyük sanat eseri benim.
-müzelere konulup sergilenmeliyim.
-içerimde bu kadar çok gurur ne ara gelip de yerleşti. haberim yok.
-savaşta atını greksiz yere yoran bir savaşçının acemiliği var ruhumda.
-ben kendimi yordum.
-tüm kadınların bana bir seviş ve sevişme borçlu olduğunu inandım hep.
-nasıl bir ahmaklıksa bu. anlamadım gitti..
-anlamak neyi değiştirir peki?
-hiçbir şeyi!!!
-ben hiç yalnız kalmadım aslında.. hep kendimle konuştum çünkü.
-delirmemin nedeni kalabalık olmammış meğerse.
-bir yüzleşme yaşıyorum aylardır.
-bu yüzden kayıbım aynalarda.. silüetim yok.. bir hayaleti tıraş ediyorum sabahları. o ise dişlerimi fırçalıyor benim.
-çocukluğum inançlı başladı benim. muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak ilk önce tanrı'yı bildim. annemi ve babamı ise sonra.
-şimdi hepsi silik. ve mat..
-pürüzsüz bir hayat benimkisi.
-ya da prizsiz.
-ne fark eder?
-hiç!
-büğyük harflerle bağırıyorum aslında..
-duyan yok.
-duyan olsa bile anlayan yok!
-kayıtsız bir sırıtış var artık yüzümde.
-hıçkırık ve ağlama arası bir gülüşün dış sesi.
-sabır taşım kırıldı.
-ben taş oldum.
--çarptı beni yaratıcı.
-en son, "artık çekemeyeceğim acı yok" dediğimde hemoroid olmuştum. ve yutmuştum tüm büyük lokmalarımı. boğazım acıya acıya.
-artık tanrıya kafa tutmuyorum.
-kafasından tutup altıma alıyorum çünkü..
-ceplerinde ayetleriyle gezen bir sahte peygamberim ben..
-inanmayın bana..
-bir çok kişi yazılarımda kendilerini bulduğundan bahsediyor.
-ben kayboluyorum oysa yazarken..
-kendimi bulma arayışımın satır izleri bunlar..
-beni bulan bana haber versin lütfen..
-kayıbım şu an.
-aranıyorumdur belki de..
-kim bilebilir?
-ben mi?
-hayır..
-cehaletin dişleri tarafından ısırılsın istiyorum etlerim. ısırılıp koparılsın hatta. koparılıp, yutulsun. sonra da kusulsun. kafamdan aşağı..
-bir huurevinde ölürsem eğer, cenaze törenimde ölüme tükürün. mezarıma işeyin..
-sadece uyumak istiyorum..
-gözlerim yuvalarından düşecek gibi.. ellerimle yerleştiriyorum çukurlarına..
-bir insanın hissettiği tek duygu sadece "zaman" olabilir mi?
-bir yılan gibi içimde geziyor zaman. son 45 günü kaldı.. tabii ben delirip de karakol komutanım olacak 23 yaşındaki çocuğun burnunu kırmazsam. ve askeri hapishaneyi boylayıp, orada da bir ömürlük ceza almazsam..
-karakol komutanım benim için "arıza" demiş.
-bingo!!!
-arızalıyım ben.. ruhum paramparça.. tamir edene bir hayat sunuyorum..
-bir masal yazdım geçenlerde. küçük bir kız çocuğun bir cine aşık olup da o cinin gerçekliğini görmesi üzerine. beğenmeyip yaktım sigaramla birlikte..
-sigarayı günde iki pakete çıkardım.. hepsini ben içtiğimden değil. paketin biri otlakçı ipnelere..
-rakıyı özledim..
-bir kadının bedenini özledim.. ona dokunup, sadece koklamayı.. bir kokainman gibi..
-ibadet etmeyi özledim..
-ama biliyorum. tanrının önünde secdeye kapandığım an başımdan bela eksik olmayacak..
-tanrı bile olsa, hiçbir varlık kendi varlığı karşısında menfaati için eğilenleri sevmiyor.
-anlıyorum seni tanrı(m). sen rahat otur tahtında.
-sen de beni anlıyorsun. ve bir yerlerden izliyorsun.. nedensiz hareketlerime takılma lütfen.. ben senin tek defolu kulunum.
-olmamışım işte.
-piyasaya sürülüp de hatası çıkan otomobiller gibiyim.
-ne zaman geri çekileceğim.. bilmiyorum..
-kakarakol komutanım olacak 23'lük çocuk, yüzüme bağırıyor bir çok kez; "bir kereliğine sus. ve karşılık verme asker!!"
-bilmiyor. ben sussam. herkesi sustururum.
-bağırışım nedeni, içimdeki o adamı susturmak.
-içimde bir adamla yaşıyorum ben.
-kötülüğe aşık bir adam o. ve aşkının mutlu sonla bitmesi için yapmayacağı kötülük yok.
-neyse ki zaptedebiliyorum şimdilik.
-siz devam edin evcilik oyunlarınıza..
-"askerlik nasıl bir şey?" diye soran bir arkadaşıma, "kurdu kuzuya yediren bir yer" dedim. anladı ironiyi. ve kahkahayı bastı.
-benim soyadım "kurt." karakol komutanın soyadı ise "kuzu." alın size askerlikle ilgili tek net bilgi.
-bir kadına askerliği anlatmaktan daha aptalca ne var?
-bar rafaelli hariç. en son asker kaçaği olduğunu öğrenmiştim karakola haftada bir gün gelen hürriyet gazetesinin arka sayfasindaki bikinili fotoğrafinin altindaki yazida.
-yaklaşık elli adamın hayalleri bir olur mu?
-olur.
-karakolun banyosundaki aynı gazete küpürlerine bakıp da otuz bir çekiyoruz aylardır..
-cinselliğimiz bile bir zaman diliminde olmalı..
-sol yanım ağrıyor.
-kalbim mi vardı o tarafta?
-unuttum.
-yön tarif usullerini bilinçli olarak ezberlemeyip karakol bahçesinde sürünmeyi sevdiğimden olsa gerek.
-bir savaş çıksın istiyorum. sırf askeri teşkilatlara harcanan paralar boşa gitmesin diye..
-insanlığın kendisine gelmesi için bir yıkım gerekli. gerçek bir yıkım ama. gerçek bir acı..
-gerçek ne?
-peki ya yalan?
-gerçek, yalandan daha çok mutlu edebilir mi insanı?
-o zaman gerçek dedikleri şey koca bir yalan değil mi?..
-cevaplara gerek yok.
-ben kendimle konuşuyorum sadece..
-tüm kavramlarım aynı kapının eşiğinde.
-hepsini ben siktir ettim zihnimden..
-hayat arsızı oldum..
-yaşam yüzsüzü..
-yoruldum.. hayatın molası olmalı..
-yaşam dedikleri şey başlı başına teknik hatalarla dolu..

***

-telefon hattım sabit bir ücret karşılığı sınırsız. aramak istediğim tek bir insan yok..
-eskiden her güne yeni bir ümitle başlardım. şimdilerde yataktan çıkmamak için saatlerce sıkıyorum gözlerimi.
-bademciklerim şiştiğinde intihar etmek istiyorum. ya da elimi boğazıma sokup da bademciklerimi sökmek.
-çok sevdiğim bir kitabı, filmi ya da şarkıyı eskiden herkesle paylaşmak isterdim. şimdilerde sadece kendime saklıyorum. bencillik mi bu?
-sinemada film izlerken konuşan tiplerden nefret etmeme karşın, birisiyle gittiğimde kesinlikle güzel sahnelerin tetkiğini yapıyorum.
-solağım. nedeni nedir bilmem ama bu durumla gurur duyuyorum. sanki tercih edilebilir bir şeymiş gibi.
-bir gün bir kitap yazmak istiyorum. bir türlü intihar etmeyi başaramayıp, her intihar denemesinde birilerinin mükemmel hayatını allk bullak eden bir adamın hikayesini. ve bunun filmini çekmeyi düşünüyorum. (çalmayın fikrimi)
-balık yemeye bayılıyorum.
-ızgara tavuğa.
-rakı'ya.
-her içki sofrasına gülerek otururum. ağlayarak kalkarım.
-eskiden bana biraz zaman ver diyen insanlara kızardım. bu aralar herkesten istediğim tek şey bu. snabırım vereceklerini bildiğim için.
-artık aşık olamıyorum galiba. vazgeçmem çok kolay oluyor çünkü.
-kendimi sevmememe karşın kendimden değerli tek bir insan ya da olgu göremiyorum.
-deliriyorum.
-kendimi öldürmekten korkuyorum.
-askerde sadece yazıyorum. sol kolum kopana kadar. boşluk bulduğum her an ve her salise.
-küçükken annem ağladığı için deli gibi ağlardım. ertesi gün annemin neye ağladığını öğrendiğimde kızardım kendime. annem, ya mahallemizdeki çok yaşlı birisinin ölmesine ağlarmış, ya da gelin giden genç bir kıza.
-babamdan hiç dayak yemedim. ama hiç beni öptüğünü de hatırlamam. keşke dövseydi. en azından elleri yüzüme değmiş olurdu.
-öldüğümde cehenneme gitmeyeceğim. (varsa eğer)
-tanrı benim için koca bir hayal kırıklığı. eminim ki ben de o'nun için koca bir hayal kırıklığıyım.
-eski çağlarda yaşamış olsaydım, son peygamber muhammed'den önce, kesinlikle peygamberliğimi ilan ederdim. inanan olsun ya da olmasın, farketmezdi. canım çok sıkılıyor çünkü.
-üniversite birinci sınıftayken şiir kitabı çıkarmıştık 4 arkadaş. bakkallara satmıştım elden. artık o şiirlerden yazamıyorum.
-4 yıllık üniversiteyi 9 yılda bitirdim. bana kalsa bitirmeyecektim de, artık bir zahmet şu diplomayı al dediler.
-hayatta en dibe vurduğum tek bir an yok. hala gidiyorum o dibe.
-bir aralar abimle ev alacaktık. fikir ondan çıkmıştı. vazgeçtim. istediğim bu değil çünkü. abim küstü bana. düşüncelerimi önemsemedi dahi. sanki hiç benim yaşımdan geçmemiş gibi davrandı. buna üzüldüm.
-galatasaray'ı çok seviyorum. fakat cahil futbol fanatiklerini hissettiğim hiçbir yerde futbolu çok sevdiğimi söylemem.
-avrupa maçlarında türk takımlarını destekleyenlerdenim. laf olsun diye demiyorum bunu. inanın.
-milliyetçilikten nefret ediyorum. insanın milliyeti mi olurmuş? tercih edilemeyen hiçbir şey aşağılama ya da aşağılanma unsuru olarak kullanılamaz.
-hacivat karagöz neden öldürüldü filmine bayılıyorum.
-the dark knight'ta heath ledger göründüğü an gülümsüyorum deli gibi. birazdan yapacakları mest ediyor çünkü beni.
-yıllar önce 3 roman yazdım. 2'sini yaktım.
-keşke ölüm stilimi seçme şansım olsaydı. tıraş olup, tamamen simsiyah giyinmek isterdim.
-kulaklıkla müzik dinlemek çok güzel. dışarıdan gelebilecek her sesi bastırıyor.
-annemle babamın sevişmesine denk gelmiştim bir kez.
-bir kere sayısaldan beş tutturdum. o zamanın parası 1 milyar 94 milyon kazanmıştım. 6 bana vursaydı ne yapardım, bilmiyorum.
-dövme yaparken huzur buluyorum.
-dudakları güzel her insanla öpüşebilirim. cinsiyeti farketmez. (tercihim kadınlardan yana tabi ki)
-aşka aşığım diyen asalaklara gıcık oluyorum.
-popüler olan bir şeyi hemen kıçına veya ayağına geçirenlerden nefret ediyorum.
-adidas'ın eşofman altının modası asla geçmeyecek. sonsuza dek.
-ilk güneş gözlüğümü 26 yaşımda taktım. utanıyordum güneş gözlüğü takmaya. şimdilerde 10 yaşındaki bebeler ray ban kullanıyor. devir değişti azizim.
-mantı için ölürüm.
-kadayıf dolmasını en güzel annem yapar.
-ablamla baş başa kaldığımız her an dedikoduya başlarız. konunun nasıl o duruma geldiğine anlam veremem.
-aynı anda iki sevgilim bir kere oldu. ilginç bir duygu. en azından bir kereliğine denenmeli bence.
-akvaryumda balık olsaydım dışarı atlamaya çalışırdım hep. balık aklı işte. napcan..
-hayvan olsaydım bal porsuğu olmayı dilerdim.
-atı çok severim. küçük bir tayım var. abimler bakıyorlar..
-bir ara hayvancılık yaptım para kazanmak için. içim el vermedi sonra, küçük baş bir hayvanı alıp da büyütüp kesilişine tanık olmaya. bazen, içli miyim neyim, anlamadım ki..
-gördüğüm her aynada kendime bakmam.
-yüzümün şeklinden habersiz bir adamımdır. sakallarımın uzadığını çeneme batışından hissederim..
-küçükken tanrı'yı cadaloz bir nine sanırdım.
-yeni ölen bir insan eskiden kabusum olurdu ilk bir hafta. artık olmuyor. bunu da sindirdim..
-şans oyunlarıyla zengin olacağını sanan insanları seviyorum. o ümit huzur veriyor bana. neden sen de oynamıyorsun diyenlere "zamanında sayısaldan 5 tutturdum" diyorum. "ha siktir" diyorlar. gülüyorum..
-hayatımda hiç cüzdan kaybetmediğim için gıcık oluyorum kendime. bu kadar dikkatli ve düzenli olmak sıkıyor kendimi..
-dilencilere para verdiğimde hemen yanıbaşımda bitip, "kalksın çalışsın" diyen tiplere uyuz oluyorum. en zor şey bir insandan para istemek olsa gerek. ben babamdan isteyemedim 29 yıl. değil ki bir yabancıdan istemek. dilenciliği meslek yapan sağlıklı insnalara ise ben gireyim..
-dinlere bağlı değilimdir, ama hazreti muhammed dendiği her an salavat getiririm. ilginç bir durum olsa gerek..
-batıl inançlarım yok, ama ekmeğin ters çevrilmesi ruhumu acıtır..
-tanrı olsaydım, insanlığı kendi haline bırakıp giderdim bir gün..
-büyüyünce ne olacaksın diye bir kere sorulmadı bana. ben de bu yüzden hiçbir şey olamadım..
-artık musluk suyunu hiç kimse içmiyor.
-gittiğim yerel bir markette, market kartımın olup olmadığını soran kızlara çok kızıyor ev arkadaşım. biz fakir değiliz şakası yaparak. kızlar bayılıyorlar bu şeker çocuğa..
-çıplaklık huzur veriyor bana..
-trance müzik dinlediğimde kendimi bir ayinde gibi hissediyorum..
-her yerde açık durup da izlenmeyen tv'lerden tüm insanlığa küfredeceğim bir gün. ruhu duymayacak milletin..
-hayat hep saymakla geçiyormuş. yeni öğreniyorum. askere gitmeme 14 gün kala..
-yapay çiçekler kadar dekorasyon ayıbı başka bir şey yok..
-en geç 1 buçuk yıl sonra tekrar kitabevi açacağım.
-mutsuzum.
-kronik olabilir mutsuzluğum.. bilmiyorum.
-bir insan başka bir insanın her şeyi olabilir mi gerçekten? olabilirse eğer ben neden çabuk vazgeçiyorum?
-bir gün intihar edecek olsam, arabamı duvara karşı sürerim. duvara karşı filmindeki gibi. arabaya kıyamayacak kadar madde bağımlısı olmuşum ama. bana yazık..
-dört yıldır sigara içmiyordum, geçen hafta bir paket kısa marlboro light aldım. tadı hala aynı.. bu bok bırakılmıyor. sadece ara veriliyor diyen üstadlar geldi aklıma. o paketi içtim. neyse ki başka paket almadım. içmeyeceğim sigara..
-insanların aşktan daha önemli işleri var. garip geliyor bu bana.. çok garip hem de..

***

-çok şey itiraf ettim kendime.. beş aydır.. belki de hepsi bir iftiraydı.. kendime atıp, yüzüme ve gözüme bulaştırdığım.. bilmiyorum..
-boşvermenin ne demek olduğunu öğrendim artık..
-insanı da terbiye eden bir şey var.. ve o şey, en rütbeli olan. ne mi o şey; tabi ki zaman!!
-bir kavgaya tutuşmuş gibi yaşıyorum hayatı..
-geceleri manik, gündüzleri depresifim..
-içimde koca bir adam varmış gibi hissediyorum hep..
-dış görünüş olarak yaşımı göstermediğimi söylüyor insanlar.. olabilir. olmayabilir de. bunu da bilmiyorum.
-yaşını göstermek isteyen kim hem? keşke yaşanmışlığımı gösterebilseydim..
-o kadar çok keşke çektim ki hayatta.. tespih yaptım keşkelerden. imamesi ise ne olur, bir fikrim yok..
-8 gün sonra tekrar sigarayı bırakacağım.. kendi bedenim ve zihnim üzerinde bir deney yapıyorum sanki.. kime neyi ıspat etmenin derdindesin be piç diyorum kendime!!
-annem bilse ki kendime küfrediyorum, yüzüme tükürürdü.
-annem bilse ki ona çok kızgınım. tükürdüğünü yalardı..
-peki ya babam...
-sevdiğim kadın kabul ettiği taktirde bir evlatlık edinmek istiyorum.. kimsesizliğin ne olduğunu iyi biliyorum.. yetiştirme yurdunda büyüdüğümden değil. hayat başlı başına bir yetiştirme yurdu olduğundan!
-aile kavramı uydurulmuş ilk yalan..
-ikincisi ise kutsallıklar..
-askerlik denen şey; sermayesi insan ruhu ve bedeni olan ikinci meslek.. diğerini ise biraz kafası çalışanlar bilir elbet.. aptallara laf anlatacak kadar vaktim yok artık..
-kafası çalışan bir adamım.. bu yüzden yandı devrelerim.. genzimden çıkan koku mu? zihnimin sigorta tellerinin yanık kokusu..
-ceplerimde izmaritlerle uyuyorum aylardır..
-ayağımda postallarla..
-özlemeye dair tek bildiğim şey; sadece yumuşak ve sevecen kadın bedeni..
-nefret etmeye dair öğrendiğim ise, kutsallık adı verilen bir şeylerin zorunlu hale getirilmesi..
-bir zamanlar tanrı var mı yok mu diye ben de düşündüm yaşıtlarım gibi..
-sonra anladım, olsa da olmasa da güvenmem ben tanrı'ya. güvenmiyorum.. ki tanrı denilen kavramın bu kadar muhteşemliği paradoksundan geliyor..
-insan denilen canlı neden hep bir ıspat bekler ki?
-evrende varolan her şey dişi.. bakmayın siz erkeklerin hep bir ağızdan amına koyim dediklerine. en büyük delik onlar da var.. hele ki bir kadın tarafından sonuna kadar sevilmemiş olanlarında. onların kalpleri koca bir delikten ibaret.. bu yüzden bu kadar çok küfredip, her şeye bir am çiziyorlar..
-aylardır beynim uğulduyor.. insan denilen varlık, son kullanma tarihi geçmiş makinalar gibi..
-acı çekmekten doğan acımasızlıktan daha çok insani aciz gösteren bir şey var mı?
-bu aralar favori kelimelerim var; kolpa ve ayık olmak gibi... eee, naparsın, askerdeyiz.. vatan koruyoruz burada azizim.. birileri rahat uyusun diye günde sekiz saat nöbet tutuyoruz hudutta.. hudut namustur yazan tabelaların altında.. oysa o tabelanın iki tarafında da ne namussuzluklar var ben çok iyi biliyorum..
-küçük kız çocuklarına tecavüz eden orospu çocuklarını görmek isterdim elimde g-3 varken..
-sevdiği kadını kerhanelere pazarlayan ibneleri..
-hayat hakkında ahkam kesen yeni yetme ergenleri..
-ayaklarının dibine sıkacağım 7,65 mm'lik kurşunlarla doğaçlama kolbastı oynatmazdıysam eğer onlara, en adi orospu çocuğu olayım..
-uyku haram oldu artık bana.
-uyanıklık ise mekruh.
-din denilen olgunun argümanlarını hayatına uygulayan tek aptalım ben..
-zamansız terkeden sevgililerin ardından bağırmak istiyorum; "dön lütfen, yoksa dünyayı ters çevireceğim öfkemle.. sonunda kaçtığına toslayacaksın.."
-askerde bir erkek terkedilmemeli..
-askerde bir kadın üzülmemeli..
-acımız büyük.. ümidimizi kaybettik..
-başımız sağolsun.. insanlığımız öldü..
-dostlar sağolsun dediğinizi duyar gibiyim.. insanlığın dostluktan anladığı sadece ve sadece içki sofralarına meze edecek bir kelime olmuş..
-rakıyla banyo yapsam, sarhoş olmam.. zira hayatı içiyorum.. sek!!
-büyük kelimeler etmemin tek nedeni, bedenimin küçük olması.. bir nevi hedef küçültüyorum..
-amerikan sinemasının sikim-sokum kahramanları varsa, bizim de cahit tomruk'umuz var..
-bir dernek kurmak isterdim.. mantığı sadece ve sadece insanların koşmak olduğu bir dernek.. adı da koşanlar olsun.. ya da koşmayanlar.. farketmez..
-bir insan ismini kendi seçmeli.. eski türk geleneklerinde olduğu gibi..
-ilk tanışma faslında "memnun oldum" demekten daha samimiyetsiz ne var?
-kimsenin kimseden memnun olmadığı şu devirde, acaba insanlar kendilerinden memnun mu? sanmam..
-yazarken tepe-taklak koşuyorum sanki.. nefes nefese kalıyorum..
-eskiden kendimi öldürmekten korkardım.. şimdi ise birlerini öldürmekten.. ölüm düşüncem değişti.. yine de değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diyen kişiyi dövmek isterdim..
-kavga etmeyen erkek ne boka yarar? defalarca soracağım bu soruyu.. peki ya sevişmeyen kadın?
-aşık olduğum zaman evrendeki diğer tüm insanlar bana cinsiyetsiz geliyor diyen kadına ne denilebilir? ya da ne yapılabilir?
-durun, siz cevap vermeyin, ben vereyim; tapılır!!
-aşk için seksin ön sevişmesidir derler.. o zaman hayat ise ölümün ön sevişmesi değil mi? neden erken boşalırsınız insanlar! bu kadar mı sabırsız ve onursuzsunuz.
-istemediğinz işlerde çalışmanız midemi bulandırıyor.. istemediğiniz okullara gitmeniz.. istemediğiniz kişileri sevmeniz!! sizden nefret etmem için o kadar neden var ki? bunu bile haketmiyorsunuz aslında. zira, nefret çok yoğun bir duygudur. bu yoğunluğu hakeden kim?
-çok rahatsınız.. tavırlarınız ve kıyafetlerinizden dolayı demiyorum bunu.. yaşadığınız ve hissettiklerinizden dolayı bağırıyorum ensenizde..
-beni linç etmeli birileri.. ama şimdi değil.. önceden.. zamanda geriye dönüş yok değil mi? geç kaldınız! sizin için üzgünüm!
-hayvanları insanlardan daha çok sevdiğin iddia eden aptalların kafalarını kırmak istiyorum..
-evcil hayvanlarla insan gibi konuşanlar peki? yalnız olmalılar. başka bir açıklaması yok.. hayvan düşmanı değilim. hatta evcil hayvanlarım da var.. fakat sadece birer canlılar benim için. ne sevdiğim ne de dostumlar..
-çok iddialı cümlelerden sonra tahtaya vururum.. büyük konuşmam. lüzum yok..
-değiştiremediğim her şey kaderimdir.. gerisi ise benim başarım.. ve irademin ıspatı..
-tanrı bana ortaklık teklifinde bulunmalı.. zamansız varetti beni.. geç kaldı.. senin için de üzgünüm tanrı(m). şu dünyayı istediğin şekle sokabilirdim..
-nefes nefeseyim.. soluk soluğa.. kulak memesini emip, içine giriyorum tüm kavramların.. ve sonra...
-konuşmayı bırakalım hep birlikte.. biraz da dinleyelim..
-sevdiği kızı alamayan doğulu bir arkadaşım, "doğuda doğmak suç olsaydı en büyük suçlu güneşti" diye demişti bir gün.. bu ne masum bir yürektir be!!
-cehalet ve masumiyetten daha seksi ne var evrende?
-maymunlar da yas tutuyormuş.. yeni keşfedildi.. ölümsüz olan varlık mı var ulan!! taş bile ölüyor.. toprak oluyor neticede!
-yazmayı seviyorum.. bunlar kusmuklarım.. dikkat din bulaşmasın ruhlarınıza..
-bu aralar en sevdiğim şarkı morning after dark..
-bu aralar en sevdiğim film... yok.. sinemada film izlemeyi özledim..
-bu aralar en sevdiğim kitap, her zaman ki gibi "aylak adam"!!
-bu aralar demişken, hayatın arası yok.. zira hayat ne bir futbol maçı, ne de gösterimde olan bir yeni yetmenin kötü bir filmi..
-yönetmek demişken, tanrı iyi bir senarist. kötü bir yönetmen.. oyuncu seçimi ise berbat!
-müzik demişken... müzik demek mi? diyelim o zaman; müzik...
müzik ruhun gıdası değil, şarabıdır.. gıda dediğin küflenir.. oysa bir losing my religion!! hala mis gibi..
-yoruldum.. yorgunum.. bu nasıl teşgaleyse artık..
-kendime zararım..
-kendime.
-zar..
-ve ar!
-bunu da kaybettik!

***

-aşık olduğumda kendimi imha ediyorum. bilinçli bir yok oluş bu.
-sobalı bir evde büyüdüm. yeni tanıştığım her insanla çabuk kaynaşmamda bu durum etkili olsa gerek.
-annemden çok dayak yedim. terlikle.
-kırmızı ojeli, sevgili elleri için öldüremeyeceğim tek bir canlı yok.
-kendimden korkuyorum.
-sibirya kurdu beslemek çok zor. asla evcilleşmiyorlar.
-küçükken kız kardeşimin günlüğünü okurdum.
-bıyıklarımın çıkması için ilk bıyık tıraşı olduğumda annem huylatmıştı beni. zoruma gitmişti.
-bugün babama kızdım ilk defa. 29 yıl sonra. "bu zamana kadar yaptığın hiçbir şey doğru değildi" dedim. bir kere bile baba demedim konuşmamızda. çok mu acımasız davrandım? bilmiyorum.
-insanlar asla değişmez.
-en çok ayaklarım üşür.
-evlenemeyeceğim sanırım.
-yaşadığım şehirde adam gibi iskender yapan tek bir yer yok.
-kumpir ne müthiş bir yiyecektir.
-bir kadının kürek kemiğinden tekilayı shot yapmayan erkeğe erkek demem ben. ne diyeceğime dair isim araştırmalarım devam ediyor.
-bir kadının gözyaşlarını silmeyen erkeğe ise adam demem. (buraya da isim gelecek)
-rakıyla arabesk müzik harika gidiyor.
-müslüm gürses babam olsaydı keşke.
-kuran-ı kerim'i ilk okuduğumda büyülenmiştim.
-namaz kılmayı severim. mecburi olması saçma ama.
-yaşamak bile mecburi değil.
-tanrı'ya asla güvenmem.
-oruç tutmak aptalca.
-padişah tahtları üç ayaklıdır.
-benim esaretim, özgürlüğüm.
-bugün saçlarımı kazıtmayı düşündüm. askere gittiğimde oradakilere küfür olsun diye. bir anda vazgeçtim. her an kazıtabilirim.
-eski bir dostum 32 yaşıma kadar kendimi öldürmezsem, çok mühim bir adam olabileceğimi söylemişti. son 2 yıl. dayanayım mı biraz daha? bilmiyorum.
-bir kadında baktığım ilk yerler dudaklar olur. öpüşme fetişi olduğumdan olsa gerek.
-gömlek giymekten nefret ederim.
-kıravat dediğin boyunda aşağı doğru değil, boyundan yukarı doğru sallanmalı. anladın sen. anlamadıysan anlatacak kadar zamanım yok.
-ruhum sıkılıyor.
-bir gün sadece düşünmekten beynim infilak edecek: tıpta bu ölüm stilinin bir ismi var mı acaba? beyin kanaması? beyin yetersizliği? nedir bunun akademik karşılığı? bilen beri gelsin.
-ben bir şeyler anlatırken dinlemeyen insanlardan nefret ederim.
-hayatımın her hangi bir döneminde kızgınlıkla söylediğim tek bir cümleyi cımbızla her dem önüme koyanlara kafam girsin. ben bir ayrıştırmaya çalışsam o insanın koca hayatını bir çuval bok gibi önüne koyarım. ama gerek duymuyorum. zira, zamanım yok.
-zamanım yok diye diye gerçekleştirdim bunu.
-az önce abimle konuştum. bir an önce askerliğini bitir, eve gel dedi.
-benim bir evim yok ki.
-insanın kendini herkesten ve her şeyden soyutlaması ne acı.
-uzaya gönderilen ilk maymunlar gibi olacağım 10 gün sonra.
-ölmüşüm de ağlayanım yok.
-yanmışım da dumanım çıkmıyor.
-öldüremeyeceğim tek bir canlı yok.
-bir canavar var içerimde. tam göğüs kafesimde. beni ele geçiriyor. izin vermeyin.
-dünya üstündekileri fırlatacak kadar hızlı dönmeli diyen üstad yanılmış, dünya, kendini kusturacak kadar hızlı dönmeli. ve üzerindeki safraları hiçliğe göndermeli.
-zihnim ve ruhum uyuşuyor.
-ölüm, her zaman için illa canına kıymak değilmiş. yaşayarak öğreniyorum.
-harley davidson botlar müthiş.
-en iyi digital fotoğraf makinası ise kesinlikle nikon'un.
-laptop dendiği zaman hp'nin üzerine tanımam. şu pavilion serisinin fanları kış aylarında elektrikli battaniye gibi.
-dvd'lerimi yakacağım bir gece.
-filmeri ve kitapları çok ciddiye aldım.
-asla eski ben olmayacağım. olmak istiyor muyum peki? asla..
-muhteşem bir boşvermişliği yaşarken bu kadar hassas olmamın nedeni ne? sanırım buna yenilmek deniliyor. oysa daha ısınma hareketleri yapıyordum ben. ne ara başladı maç? ve ne ara bitti?

***

-üniversite okurken iddiasına batak oynayıp, güneş doğduğunda kahvaltı yapar uyurduk. okulu neden 9 yılda bitirdik sanıyorsunuz olum..
-gecenin bir yarısı tek başına çorbacıya gitmek özgürlük olsa gerek.
-insanlar hiçbir şeyi tek başına yaparken keyif almadıklarından bu kadar çok sıkılıyorlar..
-askerden döndüğüm gün bir araba ve rotveiler köpek alacağım.
-boyum uzun gözüksün diye bilerek adidas'ı tercih ediyorum diyen bir sevgilim olmuştu zamanında.
-alışveriş merkezlerindeki gösteriş budalası kızların yanından geçerken osurmayı o kadar çok istiyorum ki, olmuyor. gastritim 3 yıldır..
-duşta seviştiğim zaman arındığımı hissediyorum..
-son nefesimde koca bir "siktir" göndermek isterim gökyüzüne.
-bir kadına arkadan sokulup da dudak dudağa öpüşürken kalçalarını hissetmekten daha kutsal bir duygu var mı?
-kendime ait bir evim olursa eğer, tavanı camdan olacak. ışığa hasret bir ömür neye yarar?
-bugün sorularla doluyum.
-yeniden varolma şansım olsaydı kendim olmak isterdim diyenlerin hepsi orospu çocuğu. ama ben de kendim olmak isterdim..
-dün gece uyurken zihnimden bir romana başladım. ilk cümlem şuydu; "bugün benim ölüm yıl dönümüm.."
-her an ve her salise kendimle konuşuyorum..
-muhabbet kuşlarının üzerine oturmayın, ölüyorlar.
-ilk mastürbasyonumu yaptığımda babamla namaz kılmaya gitmiştik. o halimle namaz kıldım. çarpılmadım. yoksa çarpılmış halim mi bu?
-anlatacak o kadar çok şeyim var ki.. bomboş bir hayat yaşadığımı sanırdım..
-bir gün ankara'da kayboldum. birisi bana yardımcı oldu. hem valizlerimi taşıdı hem de para verdi bana. ertesi gün o insanın yanına gidip de teşekkür dahi etmedim. oysa, gece söz vermiştim kesinlikle yanına geleceğim diye. kallavi bir piçim ben..
-duvarlarında ayna olan bir mekanda çok güzel bir kadınla o aynalardan kesişmekten daha lezzetli ne olabilir?
-dün piyango bileti aldım. askerde bana çıkarsa, kaçarım..
-kazı kazan oynamaktan nefret ediyorum. her seferinde 500 kuruş verip de beş bin tane kağıt kazıyorum..
-benim kavgam zaman denen olguyla.
-bir gün öleceğim.
-"büyünce ölü olacağım." bu cümle bana ait. hakan günday son kitabı ziyan'da kullanmış. ekşi sözlük'ten beni takip etmiş olsa gerek..
-her gece uyumazdan önce bir kitaba dokunmazsam içim acıyor..
-ilk emri oku olan bir dinin mensuplarının kitap okumamakla övünmesinden daha ironik ne olabilir?
-keşke tanrı olsaydım. ya da gerek yok. tanrı asla ben gibi sevemiyor bir kadını. hatta sevişemiyor.. acıyorum o'na..
-kıyamet çok önceleri kopmuş olamaz mı?
-beni öldürmesi için bir kiralık katil tutabilirim. kemal sunal'ın filmindeki gibi.

***

-bir kadının estetik yaratılıştan daha müthiş ne olabilir.
-leonardo da vinci kedi için "kainatın estetik mucizesi" demiş. yanılıyor leo efendi. kainatın estetik mucizesi bir kadının vücududur. tabii kendileri eşcinsel oldukları için bir kadının vücudunun kıvrımlarında asla kaybolmamışlar..
-homofobik değilimdir..
-ev arkadaşımla çırılçıplak duşa girerdik eskiden. bir keresinde yine girdik. kız arkadaşlarımız terastaydılar. yaz mevsimiydi. bir anlık banyo kapısı açıldığında çığlığı bastılar..
-üniversite içni bu şehire geldiğim ilk gün oda arkadşaımın koluna girerek yürümek istediğimde "ibne misin?" demişti. işte o günden beri korkarım bir arkadaşımın koluna girmeye..
-bir hayat kadını ile hayat hakkında konuşmak fazla alaturka bir fantezi. ama inanın büyüleyici..
-kadınlara bayılıyorum.. her türlüsüne..
-öldüğümde bir kadının göğsünde öleceğim. biliyorum..
-bir gün denize atlayıp da intihar ederim diye yüzme öğrenmiyorum..
-sakalımın sağ tarafı sola oranla daha gür çıkar.
-langırtta pır pır yapanlara langırtın öyle oynanılmadığını anlatmayın.. anlamıyorlar.
-her gün yoğurt yiyin. çok güzel çünkü..
-kahvaltı yapmadan sigara içenlere kıl oluyorum..
-uyumadığı için hava atanlara ise uyuz..
-yatağı boş bir erkek neye yarar?
-yüreği boş bir kadın?
-çoğu kez kendimi öldürmeye bile geç kaldım diye düşünüyorum.
-mıchael jackson hariç ölümüne üzüldüğüm tek bir insan yok..
-dinlerde revizyona gidilmeli. tabii bunu sokaklarda söylerseniz linç eder gerizekalı dinciler.
-tanrı'yı anlayabiliyorum.
-ama o beni anlamıyor.
-inanç konusunda önemli olan insanın tanrı'ya inanması değil, önemli olan tanrı'nın insana inanaması.. eğer ki tanrı insana inanmış olsaydı bu yaratılış bir sınav olmazdı..
-bir gün istanbul'da havaalanına gitmek için üç kişiye bir şey sorabilir miyim dedim. üçü de aynı cevabı verdi, "hayır.."
-tırnaklarımı dipten keserim..
-ellerimi çok severdi annem..
-çok sevdiğim bir insanın kulak memesiyle oynamaya bayılırım..
-kulak memesiyle oynamama sinir olan her insanın ya çocuğu ya da yeğeni kulak fetişi çıktı. beter olun ipneler.. ahahaha..
-dün çok şahane bir deri mont beğendim. üzerimdekinin kahve renkli olanı.. askere gideceğim diye almadım. gidip alsam mı birazdan?
-mutsuz insan koleksiyonum var..
-bazen o kadar ümitsiz ve mutsuz oluyorum ki, kemiklerim kırılmış da vücuduma doldurulmuş sanki..
-ciddi derecede manik depresifim..
-şizofren de olabilirim..
-birisi gönüllü dinlese beni, hiçbir hastalığım olmaz ama..
-insanlara gıcık olup yalnızlıktan nefret ediyorum..
-küçükken annemi severdim. biraz büyüdüğümde babamı. şimdi hiçbirini..
-çocukluğumdan hatırladığım tek şey, annemin göğüslerinin arasına ellerimi sokup da uyumam..
-halı sahada hiç taşaklarıma top yemedim..
-lisedeyken hiç okuldan uzaklaştırma almadım..
-sigarayla yakalanmadım lisedeyken..
-porno dergilerimi annemler bulmadı hiç..
-ergenliğimin ilk yıllarına ait hiçbir suçum ıspat edilemedi..
-bu kadar temkinli bir ergenlik geçirdiğim için kendime kafam girsin..

***

-ciğerim yanıyor..
-haftaya bugün, bu saatte askerim. saçlarım kesilmiş, aptal aptal, içinde bulunduğum ruh halini anlamaya çalışacağım.
-birisini öldürmek istiyorum..
-bazen, sikik bir kadına erkekliğimi sunmamak için sikimi kesip atmak istiyorum.. sonrasında da kan kaybından ölmek..
-delirdim..
-üniforma içerisindeki her insan midemi bulandırıyor.
-karbondioksit solumak istiyorum..
-geberene kadar ayakta durup da öyle gebermek istiyorum. dimdik.. küfür gibi..
-tıka-basa öfkeyle doluyum..
-yaş 35 ömrün yarısı diyen gerizekalının ağzını yüzünü dağıtmak isterdim.. yaş 30, ömrün sonuna geldim..
-yazdığım şeylere güzel diyen insanların hepsi asalak olarak geliyor bana.. bunlar güzel değil ki. bunların hepsi ama hepsi acı..
-iki gece üst üste ağladım. hayatım, zincirleme yaşam kazasına döndü..
-milleti askeriyeden ve askerlikten soğutmanın cezası idamsa eğer, insanlığı aşktan soğutmanın cezası nedir?
-o kadar çok koşmak istiyorum ki, en sonunda kendime toslayacağımı bildiğim için sadece duruyorum..
-çok büyük bir doğal afet istiyorum.. her yer yıkılmalı.. ve herkes ölmeli..
-bir tanrı varsa eğer, öldüğümde onu öldürmezsem orospu çocuğuyum..
-hiçbir şey yazmak istemiyorum artık.. sağ elim, sol elimi tutamıyor ama..
-ölüyüm sanırım.. yeniden diriliş hayal..
-içerime çektiğim her nefes midemi bulandırıyor.. bir gün öyle bir kusacağım ki herkes kusmuklarıma bakıp da kusacak..
-ergenliğe yeni girmiş, şımarık bir genç kıza işkence ederek tecavüz edip, öldürmeyi ne çok istiyorum. bilemezsiniz..
-ben mi daha değerliyim yoksa vatan mı?
-hani tanrının diğer adı da aşktı..
-tanrıyı insanlar yarattı..
-benim kavgam nefes alan her şeyle..
-artık kimse dövüşmek istemiyor benimle. ölümden korkuyorlar..
-az önce sevişmek isteyen bir kadını kovdum.. sevişseydik sadece tecavüz edecektim çünkü..
-içim acıyor.
-babama küfrediyorum zamanlı zamansız..
-anneme kızıyorum zamanlı..
-ablamla karşılıklı ağlama seronomisi düzenledik 2 gece önce..
-birisi öldürse ya beni.. tanrının varlığına ya da yokluğuna dair iddaa oynayamayacak kadar yorgunum..
-rüyalarım kayboldu 75 gün önce. halüsinasyonlar başladı.. sayıklamalar..
-kilitlendim.. anahtarımı ise yuttum. kabızım..
(cennetten kovulan, 25.02.2010 09:48 ~ 31.05.2010 18:07)

24 Temmuz 2011 Pazar

  Şimdi bi Oya Başar düşünün, kulaklarının arkasına çiçekler koymuş ve yüzünde saçma bir gülümseme.

  Başarıyla düşündünüzse eğer;

  BENİ ÖZLEYİN ANACIMM!

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Karikatür

Sabah saat sekizde uyanıyorum. Oğlum Keremsu'yu okuluna götürüyorum, ama bırakmı...yorum. Çünkü okulu çok pis.Özel hocası var, onu alıp eve geçiyoruz. Ne olur ne olmaz, dersten önce hocayı güzelce yıkıyorum. Kirini bokunu iyice akıtıyorum.

Onlar derse başlayınca ben de gazetelere göz gezdiriyorum. Siyasetle yakından ilgiliyim. Ak Partisi, CHPC-e, MHKP-C, hepsini biliyorum. Terör örgütü KKTC'den nefret ediyorum. Ülkemizi bölmek isteyenler defolup gidebilirler mi lütfen?...Teşekkürleeeer.

Ülkemizde yaşayan insanların aç ve işsiz olmaları, pis kokmaları beni çok üzüyor. Dört kişilik bir ailenin mutfak masası çok küçük bence. Orada yiyemezler. Dolayısıyla aç kalıp pis kokarlar. Kişi başına düşen gayrı sufi filli hafıza da çok düşük. Arttırılabilir mi lütfen?

Ve laiklik... Yani din ve devlet bahçeli'nin birbirinden ayrılması. Bunu yapmak bu kadar zor olmamalı. Artık benim halkımın din istismarıyla kandırılmasını istemiyorum. Bu ülkede yaşayanların çoğu insandır bunu unutmayalım. Zaten %98'i Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Kalan %2 de aptaldır Aziz Nezin'in dediği gibi.

Kimse kimsenin dini inançlarına saygısızlık etmesin. Kimse Allah'la arama girmesin. Ayrıca ezanla da arama girmesinler. Eskiden ne güzel ezan Türkçe okunuyormuş... Camii falan da Türkçeymiş. Haa, yine Türkçe olsa namaza gider misin derseniz gitmem ama italyanca olursa belki iki rekatto kılarım. Hah hah haay, selam sana cehennem!!! Şaka şaka tövbe.Askerlerimizi çok seviyorum. Onlar olmasa rahat uyuyamazdık. Şimdi uyuyoruz. Bence daha çok silah, uçak ve albay satın almalıyız. Güzel bir şarkımız var bununla ilgili: Erler erbaşa, erbaşlar fidana, fidanlar ağaca çıkmalı yurdumda. Bedelli askerlik bekleyen gençlerimize de buradan seslenmek istiyorum: inşallah çıkmaz.Polislerimize tavsiyem biber gazı kullanmasınlar lütfen. Rezalet bir kokusu var ve haftalarca insanın üstünden çıkmıyor. Ben de biber gazı taşıyordum oradan biliyorum. Bir gün fakir bir adamcağıza çok acıdım. Ölsün diye sıktım.Sigara içtiği için alev aldı, yandı öldü. Ne demişler: Biber gazı yanmasın. Anlamı: Fakirler yanmasın, şeker de yerken ölebilsinler... Elbette kesme şekerden bahsediyorum. Yutella yiyen bir fakir düşünemiyorum. Keza Hariboru.Üçüncü sayfa haberlerini hemen geçiyorum çünkü genelde kokan insanlarla ilgili haberler oluyor. Pis pis ölüyorlar. Asansöre falan sıkışıyorlar, hemen bi tarafları kopuyor. Motosiklete biniyolar, hoop kafaları kopuyor...Hiç sevmem kafası kopan insanı. Zorla değil ya? Ayrıca ölüp gitseler neyse Leş gibi de kokuyorlar. Bari ölünce kokmasınlar. Tarım ve Köy yumurtası Bakanlığı'nın bu konuda yapacak bir şeyleri olmalı. Ayrıca enerji ve tabii ki de kaynaklar bakanlığı... Ya ne olacaktı?Elbette ülkemizde güzel şeyler de oluyor. Mesela biz yardım baloları düzenliyoruz. Oradan topladığımız paralarla daha büyük yardım baloları yapmaya çalışıyoruz. Balodan aldığımızı yine baloya yatırıyoruz yani, cebimize atmıyoruz.Bazen de defileler düzenleyip kendi tasarımlarız olan kıyafetleri sergiliyoruz. Satılan kıyafet olursa gelirini kimsesiz ve beyinsiz çocuklara gönderiyoruz. Ama maalesef pek satış olmuyor. O zaman da kıyafetleri yolluyoruz çocuklara. Yazık o kadar seviniyorlar ki, hemen kokuyorlar.Biraz da spor: Dünya kupasını takip etmeye çalışıyorum ama bu konuda çok bilgili değilim. Paraguay ile Uruguay'ın farkı nedir deseniz bilmem. Ama ortak noktaları nedir, iyi bilirim. Kokuyorlar...Ayrıca ne zaman kamera onları çekse çimlere kusuyorlar. Öbürküler de bazen tükürüyor ama temiz temiz. Tuf! Diye minik top kağıt mendil gibi bişey çıkarıyorlar. Pele yaşasaydı bence o da kusardı.

Yiğit Özgür / 17.06.2010


Karikatür etkili bir eleştiri yöntemidir. Eğer "yerin g.tüne sokmuş" diye bir deyim olsaydı; bu yazıya tam uyardı..


10 Temmuz 2011 Pazar

  "Kalede kaleci var diye şut çekmeyecek miyiz?" dedi. Ne iyi yaptı..!

7 Temmuz 2011 Perşembe

  Yazı yazıyı açar diye bişey olsa ya keşke..! Yazdıkça yazasın gelse mesela! Benimse sustukça susasım geliyor karşıma çıkan her engele karşı..!

3 Temmuz 2011 Pazar

Değer mi hiç?

  Bazı yüklerin altından kalkamadım hiç! Bazı değersizliklerimi kabullenemedim, herkes için önemliyim sandım.! Sandım ki iyi biriyim, sandım ki hani kırmazlar beni, beni de yanlarında isterler..! En çok değer verdiğin arkadaşın bile kalabalıkların düşüncesi içinde kaybetmiş sana dair düşüncelerini! Tahmin bile edemezsin ama senin en önemlin bile başkalarının sana gösterdiği önemsizliğe boyun eğmiş. Hayatında önem arz etmediğim insanlar; bir çoğunuzu sevdim ben. Haketiğinizden daha çok önem verdim size..! Hakettiğim bu değildi ama neyseki alışkınım haketmediğimle yetinmeye. Haketmediğiniz sevgiyi gösterdiğim zamanlardan borçlusunuz bana ve ben alacaklıyım hakettiğim sevgiyi göremediğime.. Kendinize iyi bakın değerli, değersizlerim..

29 Haziran 2011 Çarşamba

Sartre - Hiçlik




her türlü özlem kendinedir
her seste kendini dinler insan
bilinmeyen limanlara yelken açar
her gördüğünü kendi rengiyle boyar
her şehir bir büyük ruhun yansımasıdır
her gittiği yerde bir parçası kalır insanın
insan kendi tahtına oturana kadar hep kayar
her basamak bir öncekinden daha yüksektedir
basamaklar bitince sonsuz düzlük sonsuzluğa uzar
bilge, sonsuz düzlüğün sonsuzluğunda sonsuz kalır
her ses bir diğerinin yerine göre yer tutar boşlukta
dıştaki sınırların içinde kalanına varlığım der
kendinin çizmediği hiçbir sınır kendi değildir
her zaman kendi için başkalarına uzar
yanlış yerde arayan yanlış şey bulur!

22 Haziran 2011 Çarşamba

Yarım kalan..!

  "Biraz sen biriktirdim senin için.." dedi giderken. Dediklerinden hiç bir şey anlamadım ama belli etmedim yine de. "Sen gidince ben bolca ben biriktirebiliyorum zaten kendi kendime" diye düşündüm. Çok üzerinde durmadım son sözlerinin! Çünkü asıl önemli olan o sona kadar söyledikleri, söylemedikleri ya da söylemekten vazgeçtikleriydi benim için. Yarım kalan yaşadıklarımız değildi, söylemek istediklerimizdi. Söylemeyi düşündüklerimizi söyleyemedik hiç, hep o anda aklımıza gelenleri söyledik.

  Şimdi bir çok şey için keşke o anda aklıma gelseydi diye geçiriyorum içimden!

14 Haziran 2011 Salı

Alkol diyorum; ne garip şey! Bir bakmışsın sensin, bir bakmışsın değil..!

13 Haziran 2011 Pazartesi

Bu blog bunun yeri değil ama güzel şarkı bu napiim.


12 Haziran 2011 Pazar

"Yüzümde hüzünden gölgeler varsa,
O hüzün yüzündendir olsa olsa.
Bilmiyorum, bu yaşamın çoğu yaşanmamışsa,
Yaşanmadığı okunur, şimdi, daldımsa.

Özledikçe yalnız durup-susup baktımsa,
Sorulacakken nedeni nasıl sormadımsa.



Yüzümde hüzünden gölgeler kaldıysa,
İçimde örülen duvardan düşmüştür, çatladıysa."

8 Haziran 2011 Çarşamba

Bak Yine Heyecanlandım.!

  Ve ben yine her zamanki gibi küstüm yeniye, güzele..! Yeni heyecanlara, heyecanı yenilere.. Yeni heyecan diye bir şey yoktur ki zaten. Farklı şeylere duyulan aynı heyecanlar vardır.Bu seferki farklı diye de bir şey yoktur. Kalp çarpmasının hızlanması hep aynıdır, yalnızca her seferinde başka şey yüzünden hızlanır. Senin farklı sandığın bu çarpıntı bir öncekinin aynıdır ve bir önceki kadar kısa sürecektir. Kalp dediğin şeyde alışacaktır bu ritme. Aynı senin uyduğun gibi! Hiç bitmeyecek dediğin bitecek, hiç gitmeyecek dediğin gidecek, kalp atışların yavaşlayacak, bu sefer farklı sandığın, diğer aynılara benzeyecek.

  En nihayetinde hep aynı tekdüzelik süregelecek ya da yeni tekdüzelikler yaratılacak farklı zamanlamalarla..!

4 Haziran 2011 Cumartesi

Ara

  Beş yıl aradan sonra Akbük'te böyle yüzemeyecek olmam çok üzücü! Ben yüzmeyi çok severim, ben Muğla Akbük'ü çok severim ve en önemlisi ben Akbük'te yüzmeyi herşeyden çok severim.


Hazır ol..!

  Bazı şeyler var yazsam da, yazmasam da anlayamayacağınız. Zaten birçoğunu yazdım anlamadınız. Birçok zaman beni anlamadığınız için yazdım. Ben hep birilerinin bir şeylere hazır olmasını bekledim ve siz hiç hazır olamadınız. Ben hazırdım tüm çilenizi çekmeye, hazır olmanızı beklemeye. Ben sadece ayrılıklara hazırlıksızdım ve tabiki de siz beni hazırlıksız yakaladınız.

31 Mayıs 2011 Salı

Garip

  Bir Pazartesi uyanıyorsun, gözlerin kan çanağı. Hayır az değil altı saatte uyumuşsun. Hiç normal değil bu kırmızılık. Neyse diyorsun başlıyorsun güne. Her geçen dakika artan bir yanma başlıyor gözlerinde. Biraz kapasam dinlendirsem gözlerimi diyorsun. Deniyorsunda bunu. Gözlerini her kapadığında, kenarlarından bir kaç damla süzülüyor. Açıyorsun, yanıyor. Kapıyorsun dökülüyor. Ağlamıyorsun ama göz yaşı döküyorsun. Dökmediğinde acı çekiyorsun.

  Bazı olanlara kızsam mı üzülsem mi bilmiyorum! Kızsam içim yanıyor, üzülsem gözyaşlarım dökülüyor. Her ikiside hiçbir şeyi değiştirmiyor..

30 Mayıs 2011 Pazartesi

  "Her mutluluk bir gün şaşırtır sizi" demek; bir gün biri size "Nasıl ya..!" dedirtecek, demektir.

24 Mayıs 2011 Salı

  Orada olmadığım değil, olamadığım zamanlara üzüldüm en çok. Olmadığım değil, olamadığım kişiliklere özendim hep. Olduğu gibi değil olması gerektiği gibi yaşadım hep.

22 Mayıs 2011 Pazar

Olduğu kadar!

  "Küçükken yaşın tutmaz, büyüyünce yüzün!" demiş Vedat Özdemiroğlu. Çokta güzel demiş. Yapmak istediğimiz bir çok şeyi  ne zaman, neden yapamadığımızın özeti bir cümle.


  Herhangi bir şeyi yapabilmek için hangi yaşımızın tutacağını biliyor muyuz ya da ne durumlarda yüzümüzün tutması gerektiğini bilebilecek kadar hayat tecrübesi biriktirdik mi acaba? Tecrübenin katsayısının ne olduğunu, ne kadar üzüntünün, ne kadar hayal kırıklığının ya da kaç sayıda alınan yanlış kararın, ne kadar tecrübe ettiğini bilmek isterdim. Ben tecrübeliyim diyebilmek için kaç kadar kazık yemiş olmalıyım mesela? Aldığım her yanlış karardan kendime bir ders çıkarmış olmalı mıyım yoksa yediğim kazıkları sindirmemiş olsam da tecrübe havuzum biraz daha dolmuş olur mu?
  Ben düşündüm taşındım ve artık birilerine "merhaba" diyebilmek için yüzümün tutacağı yaşa geldiğime karar verdim. İyi şeyler bazen bir "Merhaba" bazende "Bu ne kadar?" demekle başlayabiliyor ve yine iyi şeyler bazen kocaman bir sessizlikle bazende bir "Senin alamayacağın kadar." la bitebiliyor. Senin yüzün tuttuğu ve bir merhaba diyebildiğin için her şey güzel olacak sanmıştın halbuki değil mi?

  Kimin söylediğini ya da yazdığını hatırlayamadım bir söz daha var; "Bana mutluluğun tanımını yap deseler, sadece şunu derim: Kısa sürer." Daha önce hiç olmadığım kadar pozitif olarak şunu söyleyebilirim; "Hiç sürmeyedebilirdi!"

15 Mayıs 2011 Pazar

Hiçbir şey sormasam bana yinede cevap verir miydiniz?

8 Mayıs 2011 Pazar

Görsel

  Son birkaç günde yazamadığım yaklaşık bir aylık farkı kapattım sanırım. Bunu da yine çokta umrunuzdaymış gibi açıklayayım dedim..
  Bugün değinmek istediğim yegane konu ise google sayesinde fazlasıyla aşina olduğumuz görsel denen şey. Görsel, çok güzel bir manzara olabilir, görsel çok güzel bir kadın resmide olabilir..! Görsel çok güzel şeylerin resmi, izdüşümü olabileceği gibi çok çirkin bir şeyin çok güzel bir yansıması da olabilir. Çok güzel bir şey çok çirkin bir görselliğe sahip olabilir ve yine çok çirkin bir şey çok güzel bir görselliğe sahip olduğunu sanabilir ve bir çok şekilci bu görselle avunabilir.
  Madem ki google dan yola çıktık örneklemede, ordan devam edelim. İnsanoğlunun kimisi aradığı kişiyi kelimelerde ararken bir çok diye sayabileceğimiz kişilerde görsellerde arayabiliyor. Sen ya kendini güzel diye adlandırıp koyarsın ya da sen kendini, kendi kelimelerinle bir yazıda anlatırsın. Bu yüzden sen ya olmadığın kadar güzel görünürsün ya da her kelimende alabildiğine sen olursun. Kelimelerden yarattığın görselde en çirkin sen bile en güzel başkasına vazgeçilemezsin...!

6 Mayıs 2011 Cuma

Güncel

  Bugün size çok güncel bir olaydan bahsedeceğim. (Siz kimseniz artık). Merakla beklediğiniz güncel konu pek tabi benim. Gülmeyin, merak etmediniz mi bugün ne yaptım, ne ettim? Bunun neresi güncel demeyin, ben her gün kendimi güncelliyorum. Tamam hiç biriniz inanmadınız buna biliyorum. Bugün hiç yapmadığım bir şey yaptım ben, bile bile, göz göre, birinin zarar göreceğini bile bile yalan söyledim ben. Neden mi yaptım? Merak ettim çünkü? Birinin kalbini bile bile kırmak nasıl bir şey diye? Bir yapan bir daha yaptığına göre iyi bir şey bu galiba diye düşündüm.. Şaka lan şaka bugün yine doğrusunda ben zarar görecek olsam da yine doğruyu söyledim. Sizse yine yanlış anladınız. Sahi siz kimdiniz?

3 Mayıs 2011 Salı

İki

  Bu yazıya da "Hayat bazen" diye başlamak istedim her zamanki gibi. Bunu bugün fark ettim yazdığım her yazının bir yerinde, başında ya da ortasında "Hayat bazen" diye bir şey geçiyor. Bugün fark ettim ve anladım ki "hayat bazen" diye bir şey yok. Bahsettiğim bütün bazenleri toplarsak eğer, her zamanlaşıyor hayat! Bizim herkesleştiğimiz gibi.. Ünlü tekerleme gibi artık tüm insanlar "Siz bizim herkesleştiremediklerimizden misiniz?" diye sıkça ve çokça sormalıyız. Herkesleştiremediğimiz herkes üstünde daha çok baskı kurmalıyız. Herkesi, bizleştirmeliyiz en kısa zamanda. Farklı kimse kalmamalı. Artık farklılıklar bile benzer olmalı..! Karşılaşatığımız insanların hiç kimse ya da her hangi biri olmasına izin veremeyiz. Gördüğümüz, duyduğumuz, düşündüğümüz herkes evet aklımıza gelen herkes tek kişi..!
 
  Bir biz varız bir de herkes. Kocaman dünyada sadece iki kişiyiz..!

30 Nisan 2011 Cumartesi

Gibi

  Bugün parmağımı kestim ben. Biraz kan aktı, peçetem yoktu bende durana kadar yaladım akan kanı.. Bazı tartışmalar bir an önce bitsin diye, söyleyecek sözünüz olmadığında, söylenen her şeyi alttan almış gibi yaptım yani.
  Bazı olayların 4. tekil kişisi olmak istiyorum. Olayın birinci tekil ya da çoğul kişisi iken 4. tekil şahıs olarak her şeyi dışarıdan izleyebilmeyi istiyorum mesela. Ama bunu kimse anlasın istemiyorum.

11 Nisan 2011 Pazartesi

29 Mart 2011 Salı

Tesadüf

  Şu zamanlarda "Tesadüf" diye bir kelime geçince herhangi bir cümle içerisinde herkesin aklına "Aşk tesadüfleri sever" filmi geliyor biliyorum. Filmi izlemedim bilmiyorum. Ancak izlemeden sevmediğim filmler kategorisinde bir numaraya yerleşti kendisi.
  Birçoğunuz çok seviyor, çok beğeniyorsunuz biliyorum. Neden diye soracak olanlarınıza şöyle cevap vereyim:
- Filmin amacı film yapmak değil, insanları ağlatmak olduğuna inandığım için.
- Filmde gösterdiği yeteneklerin, gerçekte hiçbirine sahip olmayan Mehmet Günsür'ü ilahlaştırdığı için,
(Eleman çok yakışıklı o ayrı)
- Senaryo gerçek olaydan esinti ama gerçekte bu kadar abartılı olmadığı için,
(Aşk o kadarda tesadüfleri sevmiyor yani)
- Popüler kültürü filmin en dip noktasına kadar sokarak gişe peşinde olduğu için.
(Bknz. Mehmet Günsür - Eylül Akşamı ve filmde kullanılan bütün müzikler)

  Son olarak sinema konusunda bilirkişi değilim ancak kendimce Aşk Tesadüfleri Sever filminin her insanın yaşadığı sevgi duygusundan yola çıkarak, her insanın yaşamak istediği tesadüfleri kullanarak, bu duyguları her gün dinlediği müziklerle pekiştirerek, her gün tanışmak istediği kadar yakışıklı ya da güzel insanları kullanarak al sana film yaptım demesinden nefret ettim.

İnat

Ne digitürk ne de diyarbakır bilmem kaçıncı ceza mahkemesi hakkında yazmayacağım.
Çünkü haklarında yazmaya değmeyecek kadar gereksiz iki kurum.
Aldırdığınız ve aldığınız karar kadar saçmasınız..!

28 Şubat 2011 Pazartesi

Küçük Prens

Taze durmayı unuttuğum şu şubat gününde,
ben nasıl naif olsam? 
Söyledim pek ince işlerim ben;
sen bakar, dalar, konuşur ve şahlanırsın!
Birden susturdum tüm dünyayı sen konuş diye,
nasıl sağırsın kendine ?
İlk defa toslayınca bir incelik abidesine,
yarattın yenisini..
Bildiğim tüm küçük hayatlar yıkık ya,
sen onarma istemem !
Sevdiğin bu gözler sessizse,
inan çok çok uzakta gerçeğim.

Koş dur, büyülü renklerinin arasında bu gezegenin .
Her şeye sahipsin, emin ol bu içtenlik senin,
ben zaten yaşarken bambaşka bir alemde! 
Bildiğim tüm küçük hayatlar yıkık ya,
sen onarma istemem!
Sevdiğin bu gözler sessizse,
inan çok çok uzakta gerçeğim .

Sen küçük prensim, varlığınla fethettin mi sandın garip dünyamı? 
Boşa saydın bak, bunca beden zaferde benimle yıllar sonra..


Not: Bu bir şarkı sözüdür Sakin grubuna aittir...

27 Şubat 2011 Pazar

Genel Af

  Her insan hata yapabilir. Bazen küçük bazense büyük hatalar yapabilir. Hatta her insan çok fazla hata da yapabilir.. Ancak hiç bir insan sürekli aynı hatayı yapamaz. Zaten buna hatada denemez. Çok ciddi şekilde bazı insanlar için keşke her gün hata yapsa da her hafta ayın hatayı yapmasa diyorum..

  Her insan hataları affedebilir. Bazen çok küçük bazense çok büyük hataları affedebilir. Hatta her insan çok fazla hata da affedebilir.. Ancak hiç bir insan her şeyi affedemez. Zaten buna affetmekte denemez. Çok ciddi bir şekilde bazı insanlar için keşke her şeyi affetse de beni etmese diye düşünüyorum..

Sürekli olarak yapılan aynı hataya "kullanma",
Sürekli olarak yapılan affetme eylemine "kullanılmışlık" diyoruz

  Bazı kötü niyetli hataları affetmek için çabalayıp, " 15 gün içerisinde faturası ve kutusuyla getirirseniz, birebir değişim yapıyoruz." diyoruz ve yapılan hatayı affedicek bir prosedürümüz mutlaka var. Bazı iyi niyetli zararsız hataları ise, "Bunda kullanıcı hatası var" deyip, elimizin tersiyle itiyoruz.

  Kullanmasını bilirseniz eğer kendimizi çok güzel kullandırtıyoruz. Neyse ki siz bunu gayet iyi biliyorsunuz..

18 Şubat 2011 Cuma

İkilem

  İnsan yirmialtı yaşına geldiğinde hala ne zaman susacağını, ne zaman dürüst olacağını ve hala yirmialtı yaşında olması gerektiği gibi olmadığını öğrenememekte ısrarcı olabiliyor. Ve bunu öğrenemediği, susamadığı, yalancı olamadığı her an birilerini kırıyor olabiliyor..

  Sana/size yalanlar söyleyemediğim için kırıldığınızda kırılıyorum.

  Keşke sizde size yalanlar söyleyenlere kırılsanız diye çokça içerliyorum.

  Yalan dünyanın, yalan insanları olmayı, çoğu mutlu yalanı, çoğu mutsuz gerçeğe yeğlemeyi seviyorsunuz biliyorum.

  Sizi yalan rüyalardan, gerçek mutsuzluğa uyandırdım diye bana kızıyor, güceniyor, darılıyorsunuz ya
o zaman anlıyorum ki uyandırmaya değer değilmişsiniz.

  Pişman olmuş insan, birileri tarafından kırılmış, üzülmüş ya da terk edilmiş insandan çok daha acınası durumda oluyor çoğu zaman. Çünkü pişman kişi içinde bulunduğu durumun tek sorumlusu oluyor ve hep diyor ki keşke yapmasaydım/yapsaydım. Suçlayabilecek hiç kimse yok, tek suçlu sensin ve suçlu olmamak için çok geç..

  Ve ben pişmanım sizi doğrulara layık gördüğüm için..

12 Şubat 2011 Cumartesi

Bakış Açısı


Kabuğunu Doldurmak Üzerine

 Yanlış anlaşılmak, insanoğlunun en büyük korkularından biriymiş gibi gelir bana. Hiç anlaşılamamaktan bile daha kötü bir durumdur sanki.

 Sizin açınızdan bakıldığında, her şey çok güzeldir ya da en azından olması gerektiği gibidir. Ne bir art niyet vardır aklınızda ne de kötü tek bir düşünce. Ancak bir zaman sonra anlarsınız ki, karşı taraf için durum hiç de sizin sandığınız gibi değildir. Yaptığınız her şey, söylediğiniz her kelam bambaşka anlamlandırılmış, ortaya da sizinle hiç ilgisi olmayan bir resim çıkmış. Uğraşır didinirsiniz neyin ne olduğunu anlatmaya, neyi niye yaptığınızı açıklamaya. Ama ,bir bataklık içindeymişçesine, debelendikçe batarsınız. Hani atomu parçalamak daha kolaydır ya önyargıyı yıkmaktan. Bu da öyle bir durumdur aslında, yanlış anlaşıldıktan sonra geri dönüşü neredeyse imkansızdır.

İşte tam bu noktada, durur düşünür insan. ‘Yaptığım onca şey, dediğim onca kelime, kullandığım onca mimik, onca jest beni anlatmaya yetmemiş’. Bir anlık başarısızlık hissi çöker yüreğine bireyin. ve o nokta da bir isyan başlar derinlerde, ‘madem bana rağmen, siz istediğinizi göreceksiniz, bundan sonra sizin gördüğünüz gibi olurum’ çığlığı eşliğinde.
Yanlış anlaşılmamak uğruna, yanlış yaptığını bile bile “kabuğunu doldurmaya” başlar insan, hiç istemese de…



Yazan Yöneten: İsmini Vermek İstemeyen Seyirci


"Kabuğunu Doldurmak" çok yeni bir deyiş benim ve bizim için. Yıllarca üzerinde çalışılmış ama bir anda söylenivermiş bir söz.. Üstüne az düşünülmüş, gerçekle çokça örtüşmüş bir söz. Yıllarca biri düşündürtsün diye, biri söylettirsin diye özenle bir köşede beklemiş.


Ve bence Kabuğunu Doldurmak;

Şöyle birşey olabilir; 
Kim olduğumuzu bilememek gibi mesela
Olduğumuzdan az bilmek ya da
Olamayacağımız şeyler gibi davranmak!
Çokça beklenti yaratıp, sıkça hayal kırıklığı yaşatmak!
Bir nevi karton aslan işte..
Karşılayamadığın beklentiler kadar boştur kabuğun,
Ve ben kabuğunu dolduramayan adamdan korkarım..

Yazan Yöneten: U.E.T.