11 Kasım 2014 Salı

Bana bir mutluluk borcun olsun.

  Yani şimdi öylece çekip gidecek misin?
  Ama daha..
  Yani biz ..
  Ya verilmiş sözlerimiz?
  Veya birikmiş borçlarımız?

  Gözlerinin içinde görüyorum gitmeye hazır değilsin henüz.
  Henüz hazır değilsin sensizliğe, bu zamansız yarım kalmalara.
  Hem kim nasıl "ben gidiyorum!" diyebilir ki diğer yarısına. Bir diğer kendisine!

  Hayır hayır sen de en az bizim kadar kalıyorsun!
  Ama gittiğini sanmakta serbestsin.
  Ne sen, ne ben, ne de biz hiç bir yere gidemeyiz!
  Bizim cümlelerimizin özneleri tekil şahıslara çevrilemez!

  Bütün bunlara rağmen şimdi öylece çekip gidecek misin?
  Ama daha sevecektik birbirimizi.
  Yani biz kalabalıklar içinde tek başımıza ne yaparız ki?


  Ya verilmiş sözlerin?
  Veya birikmiş borçların?
 

 

6 Kasım 2014 Perşembe

Boşluk

Sanem Hanım. Sanem.

 Evlen benimle Sanem. Kadınım ol benim. Yaşadığım tüm acıları, yaptığım bütün kötülükleri, pişmanlıklarımı, hatalarımı akla. Başına çiçekten taçlar yapayım, sana şiirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. Bazı akşamlar DVD’de film seyredelim seninle. Birlikte hüzünlenelim, birlikte gülelim. Sanat galerileri gezelim. Sen benden daha çok anla modern sanatı. Gördüğümüz eserlerin ne anlama geldiğini açıkla bana, ben başımı sallayayım. Ah ben ne aptalmışım! Nasıl olup da varlığından kuşkuya düşmüşüm? Oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dışında ne anlamı olabilirdi ki? Bak şimdi her sey ne kadar açık görünüyor oysa. İlk görüşte aşka inanırsın, değil mi Sanem? Evet, çok doğru. Ben de başka türlüsüne inanmam zaten. Biliyor musun Sanem, ben seni hep severim. Her gün daha çok severim. Bak mesela pencerenin önüne bir kuş konar ben seni severim, bir tren yolculuğunda pencereden dışarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden, hangi uzak hatıraya ait olduğunu bir türlü çıkaramadığım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kuş sıçar ben yine seni severim… Anlıyor musun beni? Sonra ben bazen biraz fazla kıskanç olabilirim. Diyelim yazlık bir yere gitmişizdir de, bir akşam sen çok hoş bir tunik giymişsindir, oradaki bütün erkekler bayılır sana, hemen aşık olur. Ben mesela tunik nedir onu bile bilmeden kıskançlıktan çatlayabilirim böyle bir durumda. Ama belli etmem. Ama sen yine de sezersin. Öyle bir laf edersin ki ben, benden başka hiç kimseye bakmayacağını anlarım. O kadar da incesindir. Bir de bir iyilik rica edeceğim senden. Gözlerine o elem ifadesini yükleyen alçağın adını söyle bana. Söyle ki, ona hemen düello şahitlerimi göndereyim. Silah seçimini o yapsın. Evet. Utanarak kabul ediyorum ki, bunu bir yerde okudum. Ama ne fark eder? Bütün şiirler, romanlar senin için yazılmadı mı zaten? Şarkılar senin için söylenmedi mi? Masumların kanı senin için akmadı mı? Ruhum hep seni aradı benim Sanem. Hep seni arar. Milyonlarca yıl geçsin, sistemler çöksün, güneşler patlasın benim ruhum seni arar. Ve biliyor musun Sanem, bulur da. Şimdi bulduğu gibi bulur. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.


Aşağı yukarı böyle şeyler düşünüyordum işte. Oysa sadece saçma bir biçimde sağ elimi kaldırıp şöyle diyebildim: “Selam!”

Gizliajans - Alper Canıgüz