24 Aralık 2016 Cumartesi

Şimdi buraya yokluğunu mu yazayım yoksa
Aklımda yokluğunla varoluşunu mu?

24 Kasım 2016 Perşembe

”İyi ya, madem ki hepimiz günün birinde çekip gideceğiz, o halde bunca matem, bunca kahır niçin? Sizinkisi matem değil zaten, korku, korku! Hayat demek, ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları işte falanları filanları göreceğiz, birçok şeyin tadına bakacağız, sonra da ister istemez “Gidiyorum Elveda” şarkısını söyleyeceğiz. Öyleyse, gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun.”

8 Kasım 2016 Salı

SON

'Arayıp içimdeki her şeyi söylemeliyim artık.' diye düşündü adam. İçerisinde yüz binlerce cümle kurmuştu ama çok da bir şey söyleyemeyeceğini kendi de biliyordu aslında. Beraber rakı içmeyi, beraber film izlemeyi, beraber yemek yemeyi, gülmeyi, saçmalamayı, anlamsız bir müzikte anlamszıca dans etmeyi özlediğini, yaşanan her şey için  çok üzgün olduğunu, pişman olduğu söylemek istediklerinde ilk ona giriyordu. Sonra 'şu gün ne eğlenmiştik, şuna ne sinirlenmiştik' diye detaylara inecekti, bunları söylerken suratında bir bebeğin zilli bir oyuncak gördüğü andaki gibi bir gülümseme olacaktı.
Çevirdi numarayı, arama tuşuna bastı ve beklemeye geçti.
Telefon açılınca kendinin olduğundan emin olamadığı titrek bir sesle, sanki az önce yüz binlerce cümleyi kafasından geçirmemiş gibi sadece Nasılsın? diyebildi. Hiç beklemediği soğuklukta bir sesle cevap geldi. Kurmakta zorlandığı cümleler teker teker donuyordu artık aklında. Oysa sımsıcak bir özledim demek istiyordu, en mutlu günlerin sıcaklığıyla ısınmak istiyordu. Yapamadı adam!
Ben.. dedi. Aslında.. seni çok özlediğimi.. söylemek için aramıştım. Diyebildi sadece titrek, kupkuru bir sesle. Cümleler arasına uzun aralıklar koyarak devam etti. 'Yaşanan her şey için çok üzgünüm.'
Kısa bir sessizlik oldu. Sessizliğin ardından kadın değişik bir küfür etti;
 Ben seni artık tanımıyorum!

21 Ağustos 2016 Pazar

Ayrı kefeye koy seni, beni.
Aynı kefeye koy sizi, bizi.
Aşkı, sevgiyi değil de,
Hüznü, kederi aynı keseye koy.

Tut paçalarımdan ters çevir salla
Tut kollarımdan ters çevir, gerisini biliyorsun zaten.
Cebimde de, koynumda da aynı şeyler.

Tut evreni köşelerinden,
Tut kederimi ellerinden,
Salla sallayabildiğin kadar!

Tut yakamı iki elinle
Tut ve salla.
Ne varsa yere düşen,
Ne varsa havada kalan,
Ne varsa bana dair,
Şimdi hepsi aklında!

10 Ağustos 2016 Çarşamba

 Çok güzel kaybediyorum inançlarımı. Öyle güzel ki itiraz edemiyorum bu duruma. Filmin ikinci yarısı ne zaman başlayacak diye merak ediyorum! Umarım sonu güzel bitiyordur filmin, seyrine doyum olmuyordur umarım.

 İnandığım şeylerden vazgeçmek bir kaybetmek mi onu tam olarak bilemiyorum ama her kaybetmek bir doğrudan vazgeçmek onu biliyorum. Bu sürekliliğe yanlış doğrular seçtiğimden mi yoksa gerçek doğruları zamanla yanlışlaştırdığım için mi üzülüyorum. Belki de üzülmeyi kendime alışkanlık ediniyorum kim bilebilir.

 Şimdi dönüp baktığımda arkamda bıraktığım her şey doğru, yaşadığım ve yaşayacağım her şey ise yanlış olacakmış gibi hissediyorum. İnsan düşünen bir varlık olmamalıydı, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilememeliydi. Şimdi böyle canı acıyor insanın. Yanlışlarına bakıyor ve bunu ben yaptım dedikçe kahroluyor.

2 Ağustos 2016 Salı

kime birileriyle yaşadığım problemden bahsedecek olsam, duyduğum ilk cümleler şöyle oluyor;
-Yine ne yaptın kızcağıza?
-Yine adamcağızın hangi istediğini yapmadın?
-Yine ne söyledin kadıncağıza?
-Kim bilir ne dedin çocuğa?

İçimde saf bir kötülük  yaşıyor. Kötü bir insan olduğuma gönülden inanma oranı %100
Düşünsenize herkes kötü biri olduğunuzu, sürekli birilerini (kendileri dahil) her şekilde üzdüğünüzü düşünüyor. Ahmet, Fatmayı, Fatma Ahmeti, Hakan her ikisini de ve bir başka isim de Hakanı üzdüğünüzü düşünüyor.

İşte o düşünemediğinizin canlı örneğiyim ben. Kötülüğün canlı bir örneğiyle, en saf haliyle, elle tutulur, gözle görülür formuyla karşınızdayım. Yolda size çarpa çarpa yürüyen de, bakışlarıyla sizi rahatsız edenlerde kötülüğü aramanıza gerek yok, adımı anmanız yeter.

Orospuçocukluğunun alemi yok derler ya hani, o hikayede yer almayan orospuçocuğunun önde gideni benim!


26 Temmuz 2016 Salı

Hangi dünyanın hangi zamanına denk geliyor varoluşumuz ya da hangi zamanın hangi dünyasında yok oluyoruz!

26 Mayıs 2016 Perşembe

de-ne-me-3

Alp'in de, Yeşim'in de sevgisi coğrafi bölgelere ayrılmıştı. Eğitim gördükleri yıllardaki coğrafi olanaklar sevgilerini şekillendirmiş, bazı alışkanlıklar yaratmıştı. Bazı coğrafi bölgelerin aşkları bazı bölgelere çok tersti. İç Anadolulunun sevgisi egelinin sevgisini kuraklığıyla döver, egelinin sevgisi iç Anadoluluyu sevgisiyle ağlatırdı! İnsan nereden geldiğini unutmaması gerektiği kadar nereden sevdiğini de unutmamalıydı! Yurdun hangi köşesinde harmanlanmış olursan ol sevdiğin yer tekti, o da kalpti. Kalbin kurağı ya da naifi yoktu! Kalp kimi severse aşktı, kime dokunursa evi orasıydı. Bunu anlayamayanlar yalnızdı!

1 Mayıs 2016 Pazar

de-ne-me 2

Aslında şekiller, söylemler, eğitimler ya da ağızdan çıkanlar çok farklıydı! Ne yurdun dört köşesinde görülen eğitim, ne sürekli değişen saç renkleri önemliydi seven iki kalp için. Önemli olanları saymaya zaman yetmeyebilirdi. Zaman göreceli bir kavramdı. Kimine göre hızlı kimine göre yavaştı!
Aslında zaman zamandı! Ne çok yavaş ne de çok hızlıydı. Zamandı bu yavaşı ya da hızlısı yoktu! Bazı yan etkenleri vardı, o da anlayanaydı!

  Yeşim ile Alp'in kavgası zaman üzerineydi. Zamanla tükenecek gibiydi ama kimsenin zamanın tükenmeyeceğinden haberi yoktu! Belki bu haber değildi ama yine de gerçekti.

14 Nisan 2016 Perşembe

de-ne-me

Size uzun ama son bir hikayeden ya da daha doğrusu buraya yazacağım son yazının hikayesinden bahsedeyim. Bir kerede bitmeyebilir, uyarmadı demeyin.


Bu sanırım Alp ile Yeşimin hikayesi. İsimler değişebilir ama en azından iki farklı cinsiyetin hikayesi diye özetleyebiliriz. Çünkü hepimizin hayatındaki isimler değişebiliyor olsa da yaşananlar bu hikaye dekine benzer oluyor.

Yeşim 1.65 civarlarında bir boya ve sürekli değişen bir saç rengine sahip. Değişmeyen tek şey görece beyaz tenliliği. Nereli olduğu tam bilinmiyor. Yani en azından nüfus cüzdanına bakmadığınız sürece. Hangi insan nüfus cüzdanında yazdığı yere ibadet ediyor ki zaten? Yeşim bir süre iç Anadoluda okumuş bir süre egede bir süre de Marmara bölgesinde. Hangi öğretimi nerede okuduğu çok ta önemli değil aslında. Çünkü düşündüğün zaman yurdun dört bir yanında aynı müfredat farklı şivelerle aynı kapasitede öğrencilere anlatılıyor ama aynı oranda öğretilmiyordu. Yani anlayacağınız dört dörtlük bir anlaşmazlık vardı Türkçede, Lazcada, Kürtçede, Zazacada. Buna rağmen Yeşim dört dörtlük Türkçesiyle beşlik sitemde üçlük bir ortalamayla devam etti eğitim öğretim yaşantısına.Yeşim hangi öğretim yıllarına geldiği belli olmamakla beraber bazen sarı bazen siyah bazen kumral bazen de kızıl olan saçlara sahipti. Buradan yola çıkarak ya da saç rengine yorum katarak hangi öğretim yıllarında daha zorluk çektiğini ya da hangi dönemlerde duygusal boşluklar yaşadığını tahmin edebilmek mümkün olabilirdi ama Yeşim bunun bilinmesini istemezdi!

Ve Alp! Alp 1.80 civarında boya sahip ve yıllarca aynı sarıya çalan kumral saçlarıyla eğitilmişti. Yeşime nazaran sadece Marmara ve Ege bölgesinde eğitim görmüş. Gördüğü eğitimin hakkını hiç bir zaman verememişti. Belki de aldığı eğitimin hakkı bu değildi? Alp'in, Yeşimin hangi saçlı halini sevdiği bilinmiyordu. Normal hikayelerde Alp kızı yolda, kütüphanede, bir arkadaş çevresinde görmüş olmalıydı ama ne Alp ne Yeşim ne de hikaye normal değildi! Sanırım tam da bu yüzden Yeşim, Alp'i bir sosyal paylaşım sitesinde görmüş ve o hiç değişmeyen sarıya çalan kumral saçlarının tenten modeline bezeyen sola doğru yatmış halini belki de gülümsediğinde kaybolmaya yüz tutan çizgi halindeki gözlerine aşık olmuştu. Çok insan birinin kocaman gülümseyen gözlerinin içinde kaybolmayı yeğlerken Yeşim iki çift çizgi arasından gülümseyen, görülmekte çok zorluk çekilen bir çift göz bebeğine kaptırmıştı kendini. O iki çift çizgi arasından o gözlerin güzel olup olmadığının seçilmesi bile çok zordu. Yani Yeşim zoru seviyordu ya da seçiyordu.

Zoru seçen yalnızca Yeşim değildi, Alp'in hangi saçlı Yeşimi sevdiği belli olmadığı gibi Yeşimin hangi rengi ne zaman seveceği de belli değildi. Yani Yeşimin ne zaman Alpin seveceği kadın olduğu belli olmadığı gibi ne zaman sevmediği olacağı da belli değildi.

2 Nisan 2016 Cumartesi

18 Mart 2016 Cuma

Bir şeyler var senin orada, benim burada sandığım!
Orada da burada da eksik olan bir şeyler.

Bir yerde hata var.
Nerede olduğunu bilmediğim bir yerde hata var.

Bir de sandık var nerede olduğu mühim olmayan.
Olduğu yeri mühim sanan,

Unuttuğum şeyler vardı sandığın içine koyduğum.
Orada ya da burada olması mümkün değil.

15 Ocak 2016 Cuma

Bu adam baya iyiymiş geç de olsa fark ettiğime sevindim. Tüm listeyi dinlemenizi tavsiye ederim.