15 Şubat 2017 Çarşamba

Güzel şeyler yazmayalı çok zaman oldu.
Zor şey güzel şeyler yazmak. Çünkü yaşamak zor güzel şeyleri!
Aslında zor olan yaşadığın şeyin güzel olup olmadığına karar vermek!
Ne çok mutluyum sandın?
Ne çok mutlu ettim sandın?
Aslında en kötüsü ne çok mutlu olurum sandığındı.

Şimdi bakınca, sence hazır mısın mutlu olmaya?
Hazır mısın yeni bir "ben bunu başarabilirim"i mahvetmeye?
Hazır mısın yine "her şeyi tek başıma halledebilirim" cümlesinde kaybolmaya?

Ben sana söyleyeyim çok sevmek eşit değildir çok mutlu olmak denklemini kabul edemiyorsan eğer, hiç bir şeye hazır değilsin! Olamayacaksın da! Şimdi sana burada saatlerce çok sevmenin neden çok mutlu olmaya yetmeyeceğine dair konuşabilirim. Ve sen bütün bunlara rağmen çok sevmenin her şeyi halledeceğine inanabilirsin. Aşk ve sevginin tek kişilik olmadığını, tek bir değişkene bağlı kalamayacağını, o tek değişkenin sen olmadığını ve olamayacağını anlamlandırabildiğin zaman ne demek istediğimin bir kısmını anlayabilirsin. Bir kısmını diyorum çünkü hepsini anlayabilmek için defalarca daha anlayamadığın şeyler yüzünden yarı yolda bırakılman gerekecek. Ve geriye kalan her yarım yolu, tek başına, iki kişilik yük taşıyarak tamamlaman gerekecek! Her yarım yolu tamamladığında sırtında izler birikecek. Bir zaman sonra bütün yolları sırtında başkasının yüküyle tamamladığını göreceksin. Sonra anlayacaksın mutluluk; bir yola kendi yüklerin ve başkasıyla başlayıp, başkası olmadan bütün yükleri taşıyabildiğini farkettiğinde başlayacak.
Halbuki sen sadece kendi yüklerinle de mutlu olabilirdin!

19 Ocak 2017 Perşembe

Her çıkışında bu kapıdan, beni daha büyük dertlere, saldın bıraktın yine, 
Yine kendime kaldım!
Her ağladığında, viran olan gönlümü sana, bir avuç sevgimi yine ellerine bıraktım.
Yokluğundan arda kalan, bir dolu anıdan, neye sığınsam? Hangisine ağlasam?
Elimde kalan gitardan, eskimiş piyanodan, ne ses çıkartsam?
Derdimi sana anlatsam?







8 Ocak 2017 Pazar

Hayattaki en büyük başarılarım:
1- Sevdiğim her canlıya zarar vermek,
2- Kalıcı yaralar bırakmak.

24 Aralık 2016 Cumartesi

Şimdi buraya yokluğunu mu yazayım yoksa
Aklımda yokluğunla varoluşunu mu?

24 Kasım 2016 Perşembe

”İyi ya, madem ki hepimiz günün birinde çekip gideceğiz, o halde bunca matem, bunca kahır niçin? Sizinkisi matem değil zaten, korku, korku! Hayat demek, ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları işte falanları filanları göreceğiz, birçok şeyin tadına bakacağız, sonra da ister istemez “Gidiyorum Elveda” şarkısını söyleyeceğiz. Öyleyse, gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun.”

8 Kasım 2016 Salı

SON

'Arayıp içimdeki her şeyi söylemeliyim artık.' diye düşündü adam. İçerisinde yüz binlerce cümle kurmuştu ama çok da bir şey söyleyemeyeceğini kendi de biliyordu aslında. Beraber rakı içmeyi, beraber film izlemeyi, beraber yemek yemeyi, gülmeyi, saçmalamayı, anlamsız bir müzikte anlamszıca dans etmeyi özlediğini, yaşanan her şey için  çok üzgün olduğunu, pişman olduğu söylemek istediklerinde ilk ona giriyordu. Sonra 'şu gün ne eğlenmiştik, şuna ne sinirlenmiştik' diye detaylara inecekti, bunları söylerken suratında bir bebeğin zilli bir oyuncak gördüğü andaki gibi bir gülümseme olacaktı.
Çevirdi numarayı, arama tuşuna bastı ve beklemeye geçti.
Telefon açılınca kendinin olduğundan emin olamadığı titrek bir sesle, sanki az önce yüz binlerce cümleyi kafasından geçirmemiş gibi sadece Nasılsın? diyebildi. Hiç beklemediği soğuklukta bir sesle cevap geldi. Kurmakta zorlandığı cümleler teker teker donuyordu artık aklında. Oysa sımsıcak bir özledim demek istiyordu, en mutlu günlerin sıcaklığıyla ısınmak istiyordu. Yapamadı adam!
Ben.. dedi. Aslında.. seni çok özlediğimi.. söylemek için aramıştım. Diyebildi sadece titrek, kupkuru bir sesle. Cümleler arasına uzun aralıklar koyarak devam etti. 'Yaşanan her şey için çok üzgünüm.'
Kısa bir sessizlik oldu. Sessizliğin ardından kadın değişik bir küfür etti;
 Ben seni artık tanımıyorum!

21 Ağustos 2016 Pazar

Ayrı kefeye koy seni, beni.
Aynı kefeye koy sizi, bizi.
Aşkı, sevgiyi değil de,
Hüznü, kederi aynı keseye koy.

Tut paçalarımdan ters çevir salla
Tut kollarımdan ters çevir, gerisini biliyorsun zaten.
Cebimde de, koynumda da aynı şeyler.

Tut evreni köşelerinden,
Tut kederimi ellerinden,
Salla sallayabildiğin kadar!

Tut yakamı iki elinle
Tut ve salla.
Ne varsa yere düşen,
Ne varsa havada kalan,
Ne varsa bana dair,
Şimdi hepsi aklında!

10 Ağustos 2016 Çarşamba

 Çok güzel kaybediyorum inançlarımı. Öyle güzel ki itiraz edemiyorum bu duruma. Filmin ikinci yarısı ne zaman başlayacak diye merak ediyorum! Umarım sonu güzel bitiyordur filmin, seyrine doyum olmuyordur umarım.

 İnandığım şeylerden vazgeçmek bir kaybetmek mi onu tam olarak bilemiyorum ama her kaybetmek bir doğrudan vazgeçmek onu biliyorum. Bu sürekliliğe yanlış doğrular seçtiğimden mi yoksa gerçek doğruları zamanla yanlışlaştırdığım için mi üzülüyorum. Belki de üzülmeyi kendime alışkanlık ediniyorum kim bilebilir.

 Şimdi dönüp baktığımda arkamda bıraktığım her şey doğru, yaşadığım ve yaşayacağım her şey ise yanlış olacakmış gibi hissediyorum. İnsan düşünen bir varlık olmamalıydı, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilememeliydi. Şimdi böyle canı acıyor insanın. Yanlışlarına bakıyor ve bunu ben yaptım dedikçe kahroluyor.

2 Ağustos 2016 Salı

kime birileriyle yaşadığım problemden bahsedecek olsam, duyduğum ilk cümleler şöyle oluyor;
-Yine ne yaptın kızcağıza?
-Yine adamcağızın hangi istediğini yapmadın?
-Yine ne söyledin kadıncağıza?
-Kim bilir ne dedin çocuğa?

İçimde saf bir kötülük  yaşıyor. Kötü bir insan olduğuma gönülden inanma oranı %100
Düşünsenize herkes kötü biri olduğunuzu, sürekli birilerini (kendileri dahil) her şekilde üzdüğünüzü düşünüyor. Ahmet, Fatmayı, Fatma Ahmeti, Hakan her ikisini de ve bir başka isim de Hakanı üzdüğünüzü düşünüyor.

İşte o düşünemediğinizin canlı örneğiyim ben. Kötülüğün canlı bir örneğiyle, en saf haliyle, elle tutulur, gözle görülür formuyla karşınızdayım. Yolda size çarpa çarpa yürüyen de, bakışlarıyla sizi rahatsız edenlerde kötülüğü aramanıza gerek yok, adımı anmanız yeter.

Orospuçocukluğunun alemi yok derler ya hani, o hikayede yer almayan orospuçocuğunun önde gideni benim!


26 Temmuz 2016 Salı

Hangi dünyanın hangi zamanına denk geliyor varoluşumuz ya da hangi zamanın hangi dünyasında yok oluyoruz!

26 Mayıs 2016 Perşembe

de-ne-me-3

Alp'in de, Yeşim'in de sevgisi coğrafi bölgelere ayrılmıştı. Eğitim gördükleri yıllardaki coğrafi olanaklar sevgilerini şekillendirmiş, bazı alışkanlıklar yaratmıştı. Bazı coğrafi bölgelerin aşkları bazı bölgelere çok tersti. İç Anadolulunun sevgisi egelinin sevgisini kuraklığıyla döver, egelinin sevgisi iç Anadoluluyu sevgisiyle ağlatırdı! İnsan nereden geldiğini unutmaması gerektiği kadar nereden sevdiğini de unutmamalıydı! Yurdun hangi köşesinde harmanlanmış olursan ol sevdiğin yer tekti, o da kalpti. Kalbin kurağı ya da naifi yoktu! Kalp kimi severse aşktı, kime dokunursa evi orasıydı. Bunu anlayamayanlar yalnızdı!

1 Mayıs 2016 Pazar

de-ne-me 2

Aslında şekiller, söylemler, eğitimler ya da ağızdan çıkanlar çok farklıydı! Ne yurdun dört köşesinde görülen eğitim, ne sürekli değişen saç renkleri önemliydi seven iki kalp için. Önemli olanları saymaya zaman yetmeyebilirdi. Zaman göreceli bir kavramdı. Kimine göre hızlı kimine göre yavaştı!
Aslında zaman zamandı! Ne çok yavaş ne de çok hızlıydı. Zamandı bu yavaşı ya da hızlısı yoktu! Bazı yan etkenleri vardı, o da anlayanaydı!

  Yeşim ile Alp'in kavgası zaman üzerineydi. Zamanla tükenecek gibiydi ama kimsenin zamanın tükenmeyeceğinden haberi yoktu! Belki bu haber değildi ama yine de gerçekti.

14 Nisan 2016 Perşembe

de-ne-me

Size uzun ama son bir hikayeden ya da daha doğrusu buraya yazacağım son yazının hikayesinden bahsedeyim. Bir kerede bitmeyebilir, uyarmadı demeyin.


Bu sanırım Alp ile Yeşimin hikayesi. İsimler değişebilir ama en azından iki farklı cinsiyetin hikayesi diye özetleyebiliriz. Çünkü hepimizin hayatındaki isimler değişebiliyor olsa da yaşananlar bu hikaye dekine benzer oluyor.

Yeşim 1.65 civarlarında bir boya ve sürekli değişen bir saç rengine sahip. Değişmeyen tek şey görece beyaz tenliliği. Nereli olduğu tam bilinmiyor. Yani en azından nüfus cüzdanına bakmadığınız sürece. Hangi insan nüfus cüzdanında yazdığı yere ibadet ediyor ki zaten? Yeşim bir süre iç Anadoluda okumuş bir süre egede bir süre de Marmara bölgesinde. Hangi öğretimi nerede okuduğu çok ta önemli değil aslında. Çünkü düşündüğün zaman yurdun dört bir yanında aynı müfredat farklı şivelerle aynı kapasitede öğrencilere anlatılıyor ama aynı oranda öğretilmiyordu. Yani anlayacağınız dört dörtlük bir anlaşmazlık vardı Türkçede, Lazcada, Kürtçede, Zazacada. Buna rağmen Yeşim dört dörtlük Türkçesiyle beşlik sitemde üçlük bir ortalamayla devam etti eğitim öğretim yaşantısına.Yeşim hangi öğretim yıllarına geldiği belli olmamakla beraber bazen sarı bazen siyah bazen kumral bazen de kızıl olan saçlara sahipti. Buradan yola çıkarak ya da saç rengine yorum katarak hangi öğretim yıllarında daha zorluk çektiğini ya da hangi dönemlerde duygusal boşluklar yaşadığını tahmin edebilmek mümkün olabilirdi ama Yeşim bunun bilinmesini istemezdi!

Ve Alp! Alp 1.80 civarında boya sahip ve yıllarca aynı sarıya çalan kumral saçlarıyla eğitilmişti. Yeşime nazaran sadece Marmara ve Ege bölgesinde eğitim görmüş. Gördüğü eğitimin hakkını hiç bir zaman verememişti. Belki de aldığı eğitimin hakkı bu değildi? Alp'in, Yeşimin hangi saçlı halini sevdiği bilinmiyordu. Normal hikayelerde Alp kızı yolda, kütüphanede, bir arkadaş çevresinde görmüş olmalıydı ama ne Alp ne Yeşim ne de hikaye normal değildi! Sanırım tam da bu yüzden Yeşim, Alp'i bir sosyal paylaşım sitesinde görmüş ve o hiç değişmeyen sarıya çalan kumral saçlarının tenten modeline bezeyen sola doğru yatmış halini belki de gülümsediğinde kaybolmaya yüz tutan çizgi halindeki gözlerine aşık olmuştu. Çok insan birinin kocaman gülümseyen gözlerinin içinde kaybolmayı yeğlerken Yeşim iki çift çizgi arasından gülümseyen, görülmekte çok zorluk çekilen bir çift göz bebeğine kaptırmıştı kendini. O iki çift çizgi arasından o gözlerin güzel olup olmadığının seçilmesi bile çok zordu. Yani Yeşim zoru seviyordu ya da seçiyordu.

Zoru seçen yalnızca Yeşim değildi, Alp'in hangi saçlı Yeşimi sevdiği belli olmadığı gibi Yeşimin hangi rengi ne zaman seveceği de belli değildi. Yani Yeşimin ne zaman Alpin seveceği kadın olduğu belli olmadığı gibi ne zaman sevmediği olacağı da belli değildi.

2 Nisan 2016 Cumartesi

18 Mart 2016 Cuma

Bir şeyler var senin orada, benim burada sandığım!
Orada da burada da eksik olan bir şeyler.

Bir yerde hata var.
Nerede olduğunu bilmediğim bir yerde hata var.

Bir de sandık var nerede olduğu mühim olmayan.
Olduğu yeri mühim sanan,

Unuttuğum şeyler vardı sandığın içine koyduğum.
Orada ya da burada olması mümkün değil.

15 Ocak 2016 Cuma

Bu adam baya iyiymiş geç de olsa fark ettiğime sevindim. Tüm listeyi dinlemenizi tavsiye ederim.



11 Aralık 2015 Cuma

Git be güzel kardeşim aklını yanına alda git.
Kalınacak gibi değilim.
Yaşanılacak hiç değil.
Kaldığına değecek huzur da yok burada.
İdare edilecek gibi de değil.
Hastalıklı artık buralar.
Umarım iyileşirim en kısa zamanda,
İyileşmek değil de sen dön isterim.

Kaybedenler Kulubü - Sigaramın Dumanı - Bağrı Yanık Dostlara (Offical Mo...

9 Aralık 2015 Çarşamba

Neticede yine kapıyı göstermişlerdi. Bu kapıları tanıyordum. Kapanırken enteresan sesler çıkarıyorlardı.
İlhami Algör

5 Aralık 2015 Cumartesi

Bir örtü serdim yere. Ütüledim önce. Sonra doldurdum üzerini. Katladım dikkatlice. Kaldırdım, dolabın üzerindeki nevresimlerin arasına yerleştirdim. Şimdi bana ait kırılacak ne varsa nevresimlerin arasında!

4 Aralık 2015 Cuma

Ali Atay - Belki

Belli ki zor olacak, içimde bir ben sızlayacak. Her nefes aldığımda yaralarımdan akacak!


30 Kasım 2015 Pazartesi

Hikayeye göre kadın adamı çok seviyordu. Ama bu sadece bir hikayeydi!

11 Kasım 2015 Çarşamba

Bazı gitmeler, bazı kalmaları meşru kılıyor.
Kalmak utanıyor bazı gitmeler karşısında.
Bu elle tutulamayan kavramlar köreltiyor insanı.
Bazen gittiğinden bazen de kaldığından bile haberin olmuyor!

Bazı unutmalar, bazı anıları meşru kılıyor.
Unutmak utanıyor bazı anılar karşısında.
Bu gözle görülemeyen hatıralar başkalaştırıyor insanı.
Bazen en sevdiğini unuttuğundan bile haberin olmuyor!

Bazı gitmeler, bazı anıları meşru kılıyor.
Hatırlamak utanıyor bazı gitmelerden
Ve kalmalar ve anılar ve unutmalar...
Bir gün uyanıyorsun, biraz gitmişsin, biraz unutmuş, biraz kalmışsın, biraz hatırlamış!

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Eski sevgiliye, içerken küfür ettiren, bitince mesaj attıran şeye rakı denir!

7 Ağustos 2015 Cuma

Bu sefer çok belden aşağı çalıştın resmen;
Kaç insan "senden çok hoşlanıyorum" diyen birinden koşarak kaçar ki?

Bu sefer vicdanını yanına almamışsın gerçekten;
Kaç insan, sen onun gözlerinde kaybolurken, "ben onu seviyorum" der ki?


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Böyle oluyor herhalde!
Dört milyar insan içinden sadece birisi orada olsun istemek böyle oluyor.
Hepsinin orada olmasını istesen gerçekleşme ihtimali daha kolay oluyor.
Orada olmamak daha kolay oluyor.

Böyle olmuyor herhalde!
Bazen ne yaparsan yap böylesi olmuyor.
Hayatında her şey tamam olsa bile, bu böyle olmuyor!
Olan oldu ama bazen de olmayınca olmuyor!


23 Temmuz 2015 Perşembe

Ama benim seninle işim olmaz ne demek?


Git



-"Gidiyorum ben." dedi!
- Sessizlik...
 -Ben gidiyorum." dedi tekrar.
- Gelmiş miydin ki?
- Hoşçakal.
- Güle güle.

Bazı şeyler böyle bitiyordu, bazı büyük şeyler böyle bitiyordu!
Bittikçe büyüyordu ama yine de bitiyordu!

Bitti.



21 Temmuz 2015 Salı

İçimde Bir Huzursuzluk Var

Üzerine çok düşünülesi bir şey yoktu aslında!
Ya da düşündüğüm asıl şey o değildi!

Belki biraz huzur düşünmüştüm.
Uyandığımda, sigaramın ucunda sarkan kocaman bir küldüm.
Sigaram bitmişti, düşüm yitmişti, külüm düşmüştü.

Sigaramın bitişine, düşümün yitişine,
Kulağının arkasındaki güle, biraz kendi gücüme,

En çok da senin gülüşünde güldüm.



17 Haziran 2015 Çarşamba

YARIM

Yarım bıraktım her şeyi!
Kimisinin yarısını dolu, kimisinin yarısını boş bıraktım.
Kimisi zamanla dolar,
Kimisi zamanla boşalır sandım!

Yarım bıraktım her hatayı!
Ve yarım bıraktım her doğruyu!
Hatanın neresinden dönsem kar,
Doğrunun neresinden dönsem zarar!
Koşup kaçsam annem,
Kalıp sonuna kadar savaşsam babam kızar!

15 Haziran 2015 Pazartesi

Ardışık sayılar gibi hayatlar, birbirinin peşi sıra insanlar.
Kendi gitmişliğinden haberi olmayanlar, gitmişliğinin peşine hüzün takanlar.
Kendini her şeyin önüne koyanlar, her şeyine seni koyanlar;

Kiminizin gidişine, kiminizin de gelişine seyirci kaldığım için pişmanım.

11 Haziran 2015 Perşembe

3 Haziran 2015 Çarşamba

Gel gitleri olan bir ülkenin, gidip gelenlerindendim.
Çok sık uğramasam da, halini hatırını bilenlerden yani.
Bildiğim halleri, umurumda olmayan hatırlarına rağmen gelirdim.
Pek çok zaman geldiğime pişman olurdum!
Gittiğim günlere de şükrederdim.
Ama yine de gelirdim.

9 Mayıs 2015 Cumartesi

"Güzeldik!
Seninle bendik. Biz olamasak ta güzeldik yan yana... 
Sen şimdi iste tüm zaferler senin olsun, tebrikler olsun gidişine ve teşekkürler verdiklerine.
Ama avucumda dünya ile gelmiştim görmedin ki!
Hiçbir şey vermemek için hiçbir şey almadın ki! 
Çocukluğumu sundum sana yüzümde bayramlık sevinci...
Bir sigara içimlik kalmadın ki!" 
Söylenesi, yazılası çok şey varken iyiyim demeliyim sadece.
En azından kötü değilim özetle.
Ve sen ne zaman istersen yaz, korkma! Yok beklentilerim ardında.
Yanlış anlamayacak kadar tanıyorum seni.
Biliyorum amalarını, o amaların açılımını.
Ve sen yine boşver söylediklerimi, ben sadece kendi kendime konuşmak istemediğimden yazıyorum bunları ya da kendime söylediklerimi sen de bil istiyorum.

25 Nisan 2015 Cumartesi

Keşke yatıp uyuyabilsek.
Her şeye rağmen yatıp uyuyabilsek!

18 Nisan 2015 Cumartesi

Sen yine gelicem de,
Ben yine bekleyeyim!
Sen yine, yeniden gelme,
Ben yine de bekleyeyim!

12 Nisan 2015 Pazar

Her insanın tek başına rakı içmeleri olmalı!
Ya da uğruna tek başına rakı içtiği birileri.
İnsan hayatında rakı içmekle ilgili bir şeyler olmalı.
Bir de tek başına rakı içmesine razı gelmeyecek dostları.
Heveslerim var benim!
Eksik söyledim; kursağımda kalan heveslerim var benim.
Ve kursağım var benim!
Evet kursağım var benim, içi heveslerle dolu.

14 Mart 2015 Cumartesi



kelimelerin salıncağıdır insan 
bütün mesafeler eş anlamlıdır 
teklikten korkmaktır yaşamak 
var olmak, hedefi olmamaktır 
insan bir alternatifler yığınıdır 
insana örülü bir boyadır zaman 
yaşayan, yaşanılandır çoğu kez 
yazmak, kendine alışamamaktır 
özgürlük, kendini rehin tutmaktır 
insan, bir büyük konuşmuşluktur 
kendini bilmek, kendini silmektir 
uyanıncaya kadar uyanıktır insan 
insan kendiyle örtülü bir gömüdür 


"Jean Paul Sartre - Hiçlik"

17 Şubat 2015 Salı

Zor günler.

  Zor günlerden geçiyoruz mirim. Karanlık, soğuk, ıssız ve yalnız günlerden. Bir kadın öldürüldü hunharca biliyorsun! Nedendir bilmiyorum sanki ilk defa olmuş gibi davranılıyor. Halbuki ne çabuk unuttuk Münevveri, Semra'yı daha nicelerini. Keşke unutmayabilsek!

  Gerçekten soğuk günler geçiriyoruz mirim. Sanki kar bile yağmak için Özgecan'ı beklemiş nur içinde yatsın diye!

   Karanlık günlerden geçiyoruz mirim. Şimdi tek başına yürüyen her kadının arkasında bir ayak sesi var, karanlıkta yankılanan, korkusunu körükleyen.

  Issız günler geçiriyoruz mirim. Şimdi en kalabalık sokaklar bile ıssız bütün kadınlara.

  Ve yalnız günler geçiriyoruz mirim, erkeklerle dolu yapayalnız günler bekliyor artık bütün kadınları.

12 Şubat 2015 Perşembe

" Güzeldim de galiba,
   Bunu nasıl söylesem,
   Eline sağlık tanrım, Leyla çok güzel olmuş.
   Tanrım eline sağlık, dünya da çok güzel olmuş.
   Keşke biraz ölmesem... "

6 Şubat 2015 Cuma

Çok sıkıldım!

Çok sıkıldım!
Kendimden,
Verdiğim sözlerden ,
Tutamadığım sözlerden.
Çok sıkıldım!
 
Çok sıkıldım!
Yalanlardan,
Huysuz kadınlardan,
Mutsuz adamlardan.
Çok sıkıldım!
 
Sıradan hayatlar içinde,
Ne zormuş kendin olmak,
Ne zormuş özgür olmak!


29 Ocak 2015 Perşembe

Bir şekilde bu aşkı içimde halledemiyorum!
Seninle başladım. Elimden gelmiyor bitiremiyorum!


7 Ocak 2015 Çarşamba

"BİZ"



  En sevdiklerin, eski dostlukların, hiç bitmesinlerin, hiç gitmesinlerin, hep kalsınların, hemen dönsünlerin! Yarınların, mutlulukların, beraber dibini gördüklerin, şerefine içtiklerin, gidişine içtiklerin,  sarhoşlukların, yere düşmüşlüklerin,yere düşmelerine güldüklerin! İyi ki varsınların, haydaaaların, olsunların, hassiktirlerin!

  İçerisine BİZ'e ait ne varsa sığdırabildiklerin varsa, sana ihtiyacın kalmaz.
 

2 Ocak 2015 Cuma


Atalarıma katılmadığım noktalar var,

Terzi kendi söküğünü dikemez değil dikmez olacak. Ben de olsam yamağıma diktiririm çünkü.
Kelin ilacı olabilir ama lazeri olmayabilir. Her şey ilaç değil sonuçta.
Laf ağızdan bir kere çıkıyor olsa her gün aynı zırvalıkları saçmalamazdık.
Sarışının adı esmerin tadıysa sarıkız isimli inek ne?
Dağ dağa küsmüş dağın haberi yok. Sanırım sıradağlardan bahsediyor!

Hepsi bu kadar değil katılmadıkça paylaşmaya devam edeceğim.

27 Aralık 2014 Cumartesi

Dün, bugün, yarın!

Yarın biter, bugün başlar!
Her yarın, ertesi gün geldiğinde bugün olur.
Bugünler yarın geldiğinde dün olur!

Dün kurduğun hayal yarın kırılır!
Yarın olsun istediğin, ertesi gün yok olur.
Var olduğun her gün içine dert olur.

Git dediğin her gün kalır!
Kal dediğin her gün gider!
Dön dediğin kendi mutluluğuna, git dediğin başkasının mutluluğuna sarılır!




19 Aralık 2014 Cuma

  Eve yedek kulübesi alayım diyorum. Salona. Otururum öyle yedek kulübesinde, salonu izlerim. Güzel olur bence böyle bir şey. Yedek kamil gibi takılırım öyle. Nerede hata yaptığımı düşünürüm. Neden bir türlü olmadığını, ama yine de her şeye rağmen ümit etmekten vazgeçmediğimi öyle bakar bakar düşünürüm. Battaniye de atarım üstüme..."

Alpay Erdem

12 Aralık 2014 Cuma

Bak "Dinlenesi Ritimler"e size özel çok güzel bayan vokalli liste yaptım, dinleyin onları hep.

Not: Dinlenesi ritimler. yandaki groovesharkta hazırlanmış müzik listesidir :)

11 Kasım 2014 Salı

Bana bir mutluluk borcun olsun.

  Yani şimdi öylece çekip gidecek misin?
  Ama daha..
  Yani biz ..
  Ya verilmiş sözlerimiz?
  Veya birikmiş borçlarımız?

  Gözlerinin içinde görüyorum gitmeye hazır değilsin henüz.
  Henüz hazır değilsin sensizliğe, bu zamansız yarım kalmalara.
  Hem kim nasıl "ben gidiyorum!" diyebilir ki diğer yarısına. Bir diğer kendisine!

  Hayır hayır sen de en az bizim kadar kalıyorsun!
  Ama gittiğini sanmakta serbestsin.
  Ne sen, ne ben, ne de biz hiç bir yere gidemeyiz!
  Bizim cümlelerimizin özneleri tekil şahıslara çevrilemez!

  Bütün bunlara rağmen şimdi öylece çekip gidecek misin?
  Ama daha sevecektik birbirimizi.
  Yani biz kalabalıklar içinde tek başımıza ne yaparız ki?


  Ya verilmiş sözlerin?
  Veya birikmiş borçların?
 

 

6 Kasım 2014 Perşembe

Boşluk

Sanem Hanım. Sanem.

 Evlen benimle Sanem. Kadınım ol benim. Yaşadığım tüm acıları, yaptığım bütün kötülükleri, pişmanlıklarımı, hatalarımı akla. Başına çiçekten taçlar yapayım, sana şiirler yazayım, seni her gece masallar anlatarak uyutayım. Bazı akşamlar DVD’de film seyredelim seninle. Birlikte hüzünlenelim, birlikte gülelim. Sanat galerileri gezelim. Sen benden daha çok anla modern sanatı. Gördüğümüz eserlerin ne anlama geldiğini açıkla bana, ben başımı sallayayım. Ah ben ne aptalmışım! Nasıl olup da varlığından kuşkuya düşmüşüm? Oysa hayat denen bu yaranın seni bulmak dışında ne anlamı olabilirdi ki? Bak şimdi her sey ne kadar açık görünüyor oysa. İlk görüşte aşka inanırsın, değil mi Sanem? Evet, çok doğru. Ben de başka türlüsüne inanmam zaten. Biliyor musun Sanem, ben seni hep severim. Her gün daha çok severim. Bak mesela pencerenin önüne bir kuş konar ben seni severim, bir tren yolculuğunda pencereden dışarı bakarken derme çatma bir ev gözüme çarpar ben seni severim, burnuma eskilerden, hangi uzak hatıraya ait olduğunu bir türlü çıkaramadığım bir koku çarpar ben seni severim, kafama kuş sıçar ben yine seni severim… Anlıyor musun beni? Sonra ben bazen biraz fazla kıskanç olabilirim. Diyelim yazlık bir yere gitmişizdir de, bir akşam sen çok hoş bir tunik giymişsindir, oradaki bütün erkekler bayılır sana, hemen aşık olur. Ben mesela tunik nedir onu bile bilmeden kıskançlıktan çatlayabilirim böyle bir durumda. Ama belli etmem. Ama sen yine de sezersin. Öyle bir laf edersin ki ben, benden başka hiç kimseye bakmayacağını anlarım. O kadar da incesindir. Bir de bir iyilik rica edeceğim senden. Gözlerine o elem ifadesini yükleyen alçağın adını söyle bana. Söyle ki, ona hemen düello şahitlerimi göndereyim. Silah seçimini o yapsın. Evet. Utanarak kabul ediyorum ki, bunu bir yerde okudum. Ama ne fark eder? Bütün şiirler, romanlar senin için yazılmadı mı zaten? Şarkılar senin için söylenmedi mi? Masumların kanı senin için akmadı mı? Ruhum hep seni aradı benim Sanem. Hep seni arar. Milyonlarca yıl geçsin, sistemler çöksün, güneşler patlasın benim ruhum seni arar. Ve biliyor musun Sanem, bulur da. Şimdi bulduğu gibi bulur. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.


Aşağı yukarı böyle şeyler düşünüyordum işte. Oysa sadece saçma bir biçimde sağ elimi kaldırıp şöyle diyebildim: “Selam!”

Gizliajans - Alper Canıgüz

17 Ekim 2014 Cuma

O.K.E.K.

  Meseleler! Her daim çözüm bekleyen, nadiren çözülebilen, çoğunlukla can sıkan münakaşa topluluğu.

  Derler ki dert bir kişiliktir mesele iki kişilik!
  Belli ki mesele haline getirdiğimiz bütün dertler birbirine bitişik!
  Zaten dert dediğin tek başına çekilir biter,  meseleyse iki kişi arasında büyür gider.
  Belli ki mesele dediğin şey de iki insanın aynı derde sahip olması.

  Olay "Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim." değil artık, Bana meseleni söyle sana arkadaşını söyleyeyim!  

  Mesele dediğimiz bir matematik konusu olsaydı eğer, dertlerimizi ortak paydada toplar çözerdik hemen.
  Bir de matematik zor derler!
  Gel gelelim hala günlük hayatımızda işe yaramıyor gerçekten de.
  Çünkü biz ortak paydalarda buluşamıyoruz!
  Ortak katlarımızın en küçüğü bile egolarımızdan küçük kalıyor.

  

  

  

  

24 Eylül 2014 Çarşamba

Bu geçip gitmeler ne demek oluyor?

24.09.2014
Konuya girmeden önce size tam yazı okurken dinlemelik yeni bir şarkı listesi yaptım. Yandan dinleyin onu pişman olmazsınız.

  Terk edilmişlik üzerine konuşalım biraz. Terk edildiğini fark etmekte gecikmişliğe daha sonra geçeceğim. Çünkü hangisinin daha hüzünlü olduğunu kestiremiyorum. Bir de çok acı çektiğim halde bu acıları hissedemiyor oluşumu kestiremiyorum.  O zaman soruları biraz daha zorlaştıralım. Hissetmediğim şeyin acı olduğunu nereden biliyorum?

  Canım yanıyor olmalı , canımın yaşadığı bu vücudun bir yerlerinde elbet bir yerlerinde canım yanıyor olmalı! Her insanın hayatının önemli bir kısmını tamamen işgal eden , bununla beraber hayatının geri kalan tamamının da temel yapı taşı olması muhtemel şey çekip gidiyorsa eğer canı yanmalıydı. Bu acıyı hissetmiyor olması canının yanmadığı anlamına mı gelmeliydi? Belkide böyle şeyler anlamsız kalmalıydı! Aslında acının hiç bir anlamı olmamalıydı.

  Peki! Biraz daha zorlaştıralım soruları: Hissetmediğin bir acıyı nasıl dindirirsin? Bana sorarsanız bunun tek bir yolu var; o da yerine daha başka belkide daha büyük acılar koymak. Terk edilmişliğini, zaman geçtikçe yalnızlığının acısını unutturacak daha büyük acılar. Hissedemediğimiz can yakan küçük acılar yerlerini büyüklerine bıraktıkça kayboluyor . Geçip gidiyorlar sanırım ya da kalıp saklanıyorlar. Bir güzel görselle kapatalım bu konuyu;

Bu geçip gitmeler ne demek oluyor?


11 Eylül 2014 Perşembe

14 Ağustos 2014 Perşembe

  14 Ağustos'ta 25 Haziran isimli doğum günümden bahsetmek istemiyorum. Halbuki girizgah buna çok müsait.  Bu sene doğum günüm ile alakalı bir yazı paylaşmayacağımı sandığınızı umuyorum. Bu cümleyi anlayabilene de TDK anlayış nişanı vereceğim. Sanrılarınız pek tabi yeniden yanıltıyor sizi.

Yazamıyorum...

 

1 Ağustos 2014 Cuma

  Yaşlanmak için çok gencim! Genç yaşta yaşlanmak kimseye yakışmıyor. Bir de kilo almak! Kendim aldım oradan biliyorum. Sanırım bu yüzden genç yaşımda yaşlanıyorum.

  Sizce insan hissettiği yaşta mıdır? Yoksa o yaşta hissettikleri kadar mıdır? İnsan neden yaşlanır veya insan niye gençleşmez? Belki de doğru olan Benjamin Button'ın yaşadığıdır. Kim bilir? İnsan beyni dünyaya boş bir levha olarak gelmemeli.Çünkü o zaman hayatı dolu dolu yaşayamaz. Ne diyorum ben Allah aşkına! Diyorum ki bir şeyleri tecrübe ederek öğrenmek mi daha zor yoksa gerçekleri unutmak mı? Tecrübelendikçe büyüdüğümüzü, unuttukça da yaşlandığımızı iddia ediyorlar. Unutmak ya da unutabilmek büyük yetenek aslında sırf bu yüzden bunu yapabilene yaşlı denemez, denmemeli!

  Demem o ki yaş hissedilmez, his tecrübeleşmez, tecrübe unutulmaz. Siz çok kilo almayın yeter.

6 Nisan 2014 Pazar

Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri'ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri'nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

İlhami Algör

5 Nisan 2014 Cumartesi

"Şefkatlice içelim." bu burada dursun.

Şefkat?
TDK anlamı değil ama!
Şefkat deyince hissettiğin anlam.
-Bana şefkat göster!
-Şefkatlice sarıl bana.
Böyle "bugün beni çok sev." der gibi.
Biraz çok sev gibi.
Biraz ama!

Bizi bilirsin. Bizi işte yahu!
Biz birine" beni çok sev "diyemeyiz.
Utanırız!
Biraz sevsene beni. deriz ya da diyebiliriz.
Sevmeyene isyanı bile "ne olur biraz fazla sevsen" diye sevimli ederiz.

Sevimli miyiz, neyiz?

Sahi neyiz?

Neşesi çalınmış neşesizler?
-Belki.

Neşe çalan neşesizler?
-Sanki.

Neşelileri sevmeyen neşesizler?
-Kıskanç gibi.


Herkese keyiften, bize kederden içir. Kimine gereğinden fazla neşe, kimine haddinden fazla kibir. İçine de birazcık sabır.

Bugün bizi bu hale getirenlere acıyarak içelim. Öyle güzel üzülelim ki üzdüklerine pişman olmasınlar. Bugün öyle çok içelim ki öyle çok unutalım ki pişman etmeyelim bizi üzenleri.

Bugün şefkatlice içelim. İçelim ki acıyarak sevmek neymiş görsün tüm neşe çalan neşesizler.


Not: Şefkat sözlüklerde “acıyarak ve/veya koruyarak sevme, sevecenlik” olarak tanımlanır.






17 Kasım 2013 Pazar

Bir cümle.



"Olmuyorsa olmuyor işte" diyemiyorum.
Diyemezken gözlerinin içine bakıyorum sadece.
Sanki ağzından çıkacak "bitti!" kelimesini engelleyebilecekmişim gibi!

Bunu söyleyebilmek çok zor. Ben yazsam anlatamam ama adam bir cümle yazmış içine iki tane özne değil iki tane zarf koymuş o zarflarda biz olmuşuz. Söylemeye dilim, yazmaya elim varmıyor ama bir cümle paylaşabilirim;

 Artık "Leyla ile Mecnun" yok."Ben de özledim" var.

1 Kasım 2013 Cuma

Sade

  Sade yaşam diye adlandırdıkları bir çeşit yalnız yaşama olsa gerek diye düşünüyorum. Şair diyor ya yalnızlık iki çeşittir; tek başına yalnız, kalabalıklar içinde yalnız diye. Kalabalık içinde yalnız diye bir şey yok yemeyin bizi. Kalabalık içinde yalnız değil, mahcuptur insan. Tek başına yalnız ise eğer çok üzgündür. Tek başına yalnızları çok sevin oğlum. Tek başınalar lan! Sadece ve sadece tek başınalar! Birden çok başınalar çok şanslı bence, bir de" bugün biraz kafamı dinleyeyim dedim." diyenler. Tek başına yalnız "Bugün de kafamı dinlemeyeyim." diyemiyor mesela! Ne yazık!

  Sadede geleyim. Bana göre uzunca bir süre (zaman mefhumu göreceli dedikleri için bana göre) tek başıma değildim. Sadece bir kişi sayesinde öyle çok kalabalıktım ki! İşte bu zamanlarda görmeliydiniz beni! Öyle çok gülerdim ki; gözlerim kaybolurdu, saçlarım uzardı, kimi zaman sakallarım olurdu, işsiz olurdum, yeni işim olurdu, belim bile fıtık olurdu ama sonra geçerdi. Bunlar hep göreceli olan mefhumlar boyunca olurdu ve bütün bunları başucumda durup bir kişi izlerdi. Yine aynı bütün bunlar, bir tek başına için çok zordu. Neyse ki ben şu an olduğum gibi tek başıma değildim o zamanlar.

 Şimdi sade ve sadece tek başımayım..

12 Temmuz 2013 Cuma

Hayaller, beklentiler, istekler, arzular.. Bütün bunları kategorize etsek, aklımıza gelecek ilk konu başlığı "ardı arkası gelmeyen şeyler" olurdu heralde..

Kim bilir?

İnsanın neyi, kimin yaptığını bilmediği zaman "kim bilir" sorusunu dillendirmesi ne garip.. Bilmediğin bir şeyi kimin bildiğini bilmemek sorusu.!

Velhasıl Kelam

  Selam yine ben ve tabiki yine siz. Yani kabuk tutan yaralarım. Kabuk tutana kadar ne çok kanadınız. Yaralarım, kabuklarım, kanıksamalarım hep anlayın istedim; ben biraz büyüdüm. Büyüdükçe sizler küçülürsünüz sandım. Yine sandığımla kaldım. İnsanın vücudunun aynı yerinde farklı yaralar çıkabiliyormuş anladım. Farklı acılarda, farklı büyüklüklerde aynı acıtmalarda! Halbuki ben saklamıştım sizleri kimse görmesin diye ama sanırım en çokta ben görmedim sizi sakladığım yerlerde. Görmedikçe geçtiniz sandım. Ben sandıkça siz daha da geçtiniz.

  Selam yine ben! Ve yine siz geçti sandığım yaralarım. Kendi elimle sakladıklarım!

  Velhasıl kelam hoşbuldum..

25 Ekim 2012 Perşembe

Arkadaş dediğin bir sosyal mecra dünyasında bulmamalı seni ya da gerçek dünyada kaybetmemeli.. Ben seni sosyal mecrada bulmadım.. Gerçek dünyada da kaybetmedim.. Ne oldu bilemedim.. Bir şey oldu anlamadığım bir şey.. Anladığım kadarıyla senin mutlulukların benim acılarımı unutturdu.. Öyle olmaz sanmıştım ben.. En sevdiğinin acıları unutulmaz sanmıştım.. Ben senin mutluluğunu çok severim de, bencilliğimden olsa gerek, en çok kendi mutsuzluluğumu hatırlarım.. Senin unutttuğun zamanlarda bile! Hem ben ne olursa olsun senin acılarını unutmam, unutamam.. Hani elimle tuttuğum şeyleri, gözümle gördüğüm şeyleri..

7 Ekim 2012 Pazar

kar yağsa keşke bugün.. Tamda ekim ayında kar yağsa.. Hayat: - Oğlum hiç bir şey senin sandığın gibi değil dese ya.! Benim anlatamadığım onca şeyi muazzam aritmetiğiyle bir kar tanesi söylese ya! Söylediği her hangi bir şeyi ben değil de benden başka herkes anlasa ya! Kar yağıyor oğlum hem de ekimde.. Anlasana mevsimlerinde olduğu gibi bende eskisi gibi değilim.. Ben hiç senin sevdiğin gibi değilim.. Seni çok seviyorum ama ben o eski üzdüğün ben değilim! Ya çok üzüldüm ya da çok üzmeye çalıştığın ben üzülemedim sana. Üzülemedim..

Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde 

El tutmak yol açıyor diye hesapsız  susmalara


kaldırdık tüm tutuşmaları 


Yasak kelime oyunu yapmak ,


Yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak !


Artık yağmur sonraları toprak kokmak yok 


Tomurcuklanmak günah!


Ve bir insan gözü yüzünden, yüz gün art arda uyumamak 


Kimse ölmesin diye 


Kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak 


Güneşi ayı ve hatta hiç bir tabiat olayı 


Şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya 


Ne deniyorsa onu atacak kalp 


Ve süresi 24 saate çıkarılacak meskun mahallerde ağlamanın 


Sen sesini alıp gidince ben burada dilsiz kaldım 


Ya sen bana fazla geldin


Ya ben sana az kaldım 

1 Ekim 2012 Pazartesi

Tek basima raki icip, yan masadaki fasili dinliyorum diye kizma bana.  Can bu cekiyor iste. en cokta yalnizken cekiyor, eksikken cekiyor. sen olsan seni ceker, sana dokunmak ister. sen baskalarina, baskalari sana, ben yalnizliga dokunurum. canimin cektigi rakiya sarilirim. sen kendi hakliligina sarilirsin. belkide tutamadigin sozlere...

22 Ağustos 2012 Çarşamba

  Yarım, çeyreğinin bir kısmını dolduracak kadar bir sevgi vardı ya da vardı sanıyorduk.. Olduğu kadardı sevgi ya da olabileceği kadar. Tam bir adı yoktu, olduğu ya da yeteceği kadarının.. Tam bir sevginin adının olamayacaığı gibi olduğu kadarının da bir ismi olamazdı zaten kaldı ki o da olmadı! Yettiği kadarı da yetmedi, olduğu kadarı da olmadı.. . Kimse olduramadı..Kimse olmasını istediği kadar olduramadı sevgiyi..! her ne ise olmadı işte. Olamazdı da..!

7 Ağustos 2012 Salı

Boş ve karanlık bir odaya baktığında görmen gereken kocaman siyah bir boşluk olması gerekirken, insan neden ve ne için hayatta en korktuğu şeyleri boş ve karanlık odaya bakarken ya da düşlerken görür ki? Hayatta tüm kazıkları canlı ve renkli insanlardan yemiş biri niye boş ve karanlık bir odadan kötülük bekler ki?

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Leyla ile Mecnun

-Gitti işte! Sanki böyle buram acıyo gibi.. Sanki buram çok acıyo gibi oldu şimdi.. Bu acı geçiyo mu?

- Evlat bak. Hayat zaten acılarla dolu. Tatlı tarafları da var ama yani hayat genelde acı.. Ama bu acıları yaşamak gerekiyor.  Yani aslında bu acıları yaşadığın zaman sen güçlü oluyorsun.


- Ama ben güçlü olmak istemiyorum ki ben şekerpareyi istiyorum.!


- Gitti işte.. Niye gitti ki? Gitmeseydi noolurdu ki nolurdu, noolurdu yani?


- Gitsin ya yürüsün gitsin.

 Gitmeyince de olmuyor.. Geliyor yine olmuyor..

- Ama ben onu çok sevdim.

 Ne güzel gözleri vardı ama dimi? Kocaman gözleri vardı.
 Ben daha ona seni seviyorum demeden, sevdiğimi söylemeden gitti.
 Anlamış mıdır acaba benim onu sevdiğimi o?

- Anlamıştır abi işte ceketini aldı..


- O yüzden mi gitti?


- O yüzden gitmedi de..


- Gitti işte...



*25 Haziranda biraz daha kirlendim.
*Bir senelik miktar ebatında şeyler öğrendim.
*Öğrendiklerimi çoğu sınavda unuttum.

*Kainattaki  yirmi yedinci yılımı da umarak geçirdim.. Umduğum değilde korktuğum başıma geldi yine.

*Ve sen beni ne çok sevdin yalnızlık.. Düşmedin yakamdan..


*Hoş geldin yirmi sekizinci yaşım; bir yeni umduğum.. ve yine sen mi geldin yalnızlığım..? Nerede kaldınız hayal kırıklıklarım..?



*Peki aldığım hediye sayısı kadar mı arkadaşlıklarım..?

24 Haziran 2012 Pazar

Bu gece de çok güzel şeyler yazdım, yazdıklarımdan mest oldun farz et..!

17 Haziran 2012 Pazar

13 Haziran 2012 Çarşamba

40

daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim ,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim ,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim ,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim ,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim ,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim ,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim ,  daha fazla özlemeyeceğim.. kırk kere söyledim umarım,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim,  daha fazla özlemeyeceğim. kırk kere söyledim umarım olmuştur..

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Yine mi sen Olric?

 Okuduğum kitaplarda yer almanı sevmiyorum..
 Seninle aynı ismi taşıyan insanlara senin isminle hitap etmeyi de..


Telefon numaranı sildiğim andan sonra arayan her tanımadığım numarayı -Olric..? diye açmayı sevmiyorum..


 Aklımdan geçtiğin her andan olduğu gibi aklından geçmediğim her andan da nefret ediyorum..
 Ama senden edemiyorum.. 

7 Mayıs 2012 Pazartesi

6 Mayıs 2012 Pazar


'Birileri gelir hayatınızın merkezine oturur sonrasında ilk durakta bir yarıçapcasına merkezinizden uzaklaşır sizi yarım bırakır.'

4 Mayıs 2012 Cuma

Çok seven iki insanı kıskanıp, aşık olmaya karar verdim. Evet ilk kez açıklıyorum burada: Aşık olmak istiyorum. Karşıma çıkan ilk insana aşık olup. Sevgi dolu bakışlar içeren resimler çekip, facebook'a koymak istiyorum. Sonra insanlar benim sevgimi kıskansın onlarda aşık olsun istiyorum. Aşk böyle yayılarak çoğalsın, herkesin profil fotografı sevgi dolu bakan gözlerle dolsun.. Çok bir şey değil lan sadece birbirinizi kıskanıp sevgi dolun istiyorum.. Sevsenize oğlum birbirinizi. Kıskansanıza sevgilerinizi. Yarışsanıza daha mutlu olmak için.

11 Ocakta yazmışım bunlar.ı Sonra aşık olmuşum. Sonra sevgi dolu bakışlar içeren resimler çekmişim. Facebook'ada koymuşum. Kıskanıp aşık olduysanız eğer size çok büyük kötülük etmiş olabilirim.. Hiç bir şey göründüğü gibi değilmiş oğlum.. Sevmek çok güzelmiş te. Bitince çok zormuş...

1 Mayıs 2012 Salı

İyi ki varsın demek için çok erken mi diye düşündün mü hiç?
Ben düşündüm, çok hem de..!
Yani aslında ben senin düşündüm. Yani sen öyle demiştin..
Yalan yok sana çok inanmıştım..
Düşündüm sanmıştım..
Düşündüm... Çok hem de..
Düşün müydüm, değil miydim? düşündüm..
Değildim, değilmişim...!
Ama yinede düşündüm..
Ne kadar da değildim diye düşündüm..
Ben hiç üşenmedim, hep düşündüm..



24 Nisan 2012 Salı

Aşk iki elinle yaptığın kalp gibi..
Kalp şeklinde yastık gibi birazda..
Ya da kalbe benzettiğin bir bulut..
Belkide bulut şeklinde bir kalp..
Aşk az çok kalbe benzeyen her şey gibi..
Mutlu eden her şey  aşk gibi..
Ama değil..!
Aşk mutluluk değil...
Aşk yukarıda sayılanlar gibi ama;
Yani aslında aşk seni hep mutlu edecekmiş gibi..
Ama sadece gibi..


21 Nisan 2012 Cumartesi

Yirmi nisan bugün. Bugün bir çok şeyin önceki haline geri döndüğü gün..! Bugün dediğin, yirmi nisan dediğin, üç yüz altmış beş günden sadece biri belki de! Yani belki senin için öyle demek. Benim içinse çok şey demek.. ya da boşver demek işte.. Sadece boşver demek.. Acıyı boşver, mutluluğu boşver. Hem zaten acıda sevgi de geçici şeyler, mutluluk ta öyle.. Kalıcı ne var ki?

Neler, kimler, hangiler, neredeler geçip gitmedi mi hayatından..!  Ne kaldı elinde demiyorum.. Kalan tek şey ve en önemli şey hayat. Evet hayat basit ve en kıymetli şey HAYAT..! Biri kalbini çalabilir, biri güveninin çalabilir ama hayatını çalamaz...

2 Nisan 2012 Pazartesi

Sar baştan 2012...

Bugün yine hızlı kullandım arabayı ve yine geç kalktım.
Bugün yine bir sürü derdim var diye düşünerek uyandım.
Bugün kimseye günaydın demedim!
Bugün" mart ne kadarda kötü olurdu sen olmasan" diye düşüneceğim kimse yoktu yanımda..
Bugün abimin geldiğine sevinemedim.
Bugün bütün ailemi aynı masada oturduğunu gördüğümde mutlu olamadım.
Dün bir şey kötü oldu diye bugün her şey kötü oldu..
Dün keşke bir sigara daha yakmasaydın diye bugün bir sigara yaktım..

26 Şubat 2012 Pazar

ve mesela şimdi ve mesela yarın ve mesela belki.. ve mesela bir çok zaman belki ya da kim bilir..

başlıklar, ve'nin sonuna konulabilecek bağlaçlar o kadar fazla ki! Ben kendime o kadar fazlayım ki!

Bu ünlemler hayatımda o kadar fazla ki!

Eskiler, yeniler, şimdikiler, sonrakiler, aynılar, biraz farklılar, çok farklılar...

Az önce buradaydı, gideli çok oldular, bir gün o  olacaklar..

Kapadım gözlerimi gerçekleri görmek için değil, hissetmek için! Açtım gözlerimi gerçekleri görmek için değil, göremediğimi hissetmek için!

22 Şubat 2012 Çarşamba

N'aber Cicim?

  Cicim ayları bittiyse eğer var gücümüzle bir açık kovalamaya başlayabiliriz hemen.. Hem istesek o kadar kolay buluruz ki! Olmayan şeyleri bulduğumuzda zaferimizi kutlamak adı altında gösterdiğimiz suratsızlık, bir nevi zafer işareti aslında.. Bu haksız suratsızlığı giderebilmek adına ortaya konan gülümsemeler dahi "sabrımı zorlama" duvarına çarpıp dönüyorsa eğer.. Bil ki o gülümsemeleri hiç hak etmemişsin aslında ve bundan sonrasında o saf gülen gözlerle bakan gülümsemeler eskisi kadar içten olacak mı acaba?


Edit: Dinlenilesi şarkılar aylar sonra güncellenmiştir..

5 Şubat 2012 Pazar

Sen sandığım şey...

  Bazı cümleler var sadece dört kelimeden oluşup, dört sayfada anlatamayacağın kadar dolu.. "Sen sandığım şey belki benim yüreğimdi." gibi. Bu gerçeği bu cümleyi kurmadan anlatamazsın. Neyi neye benzettiğini, neye neden bu kadar güvendiğini ve neden bu kadar aldandığını daha ne kadar basit anlatabilirsin ki?

 Bugüne kadar bizi aldatanlar sevdiğimiz ya da güvendiğimiz insanlar değildi belkide! Sadece ve sadece yüreğimizdi ve biz her seferinde kendimize aldandık. .halbuki ben kendime aldanmaktansa başkaları tarafından aldatılmayı yeğlerdim. Kendime karşı bu kadar acımasız olmayı kabullenemiyorum çünkü. Kime, ne kadar güveneceğimi dahi bilemiyorsam eğer, herkese ondan önceki kadar güveneceksem eğer.... Gelen gideni aratır mı bilemem ama giden gitmiştir acıyarak öğrendim. Kimse bir önceki kadar güvenilir ya da güvensiz olmayacaktır, olmamalıdır da.  İnsanlar, senin güvendiğin kadar güvenilirdir. Ve sen, sen ol güvenme kimseye, yüreğine bile..

14 Ocak 2012 Cumartesi

Sevgili U.E.T.

  "Bugün nasıl olduğunu sorsam, yarın cevabını dudaklarından okuyabileceğim bir zaman dilimi içinde mektup yazmak aklı mantığı ters köşeye yatırsa da zaman mefhumunun göreceli olduğuna inanlardanım. Bu yüzden her şey bana yakın ve her şey bana fazlasıyla uzak. Senin gelişine az kaldı ve daha çok var...

  Günün kahvesi eşliğinde yapılan lezzetli sohbetin üstünden aylar geçti ve her şey daha dün gibi. Bir sonrakine az kaldı ve daha çok var...

  Yazamıyorum. Kendimi tüm eşyaların içine tepiştirilerek konulduğu bir bavul gibi hissediyorum. Ve Viktor Navorski'nin bavulu olma olasılığım çok yüksek. Geldiğim yere dönemiyorum, gideceğim yere de varamıyorum. Yazamıyorum ama bekleyebilirim.

  Görüşmek üzere..."


diye mektup almışlığım var. Döner döner okurum..

11 Ocak 2012 Çarşamba

Çok seven iki insanı kıskanıp, aşık olmaya karar verdim. Evet ilk kez açıklıyorum burada: Aşık olmak istiyorum. Karşıma çıkan ilk insana aşık olup. Sevgi dolu bakışlar içeren resimler çekip, facebook'a koymak istiyorum. Sonra insanlar benim sevgimi kıskansın onlarda aşık olsun istiyorum. Aşk böyle yayılarak çoğalsın, herkesin profil fotografı sevgi dolu bakan gözlerle dolsun.. Çok bir şey değil lan sadece birbirinizi kıskanıp sevgi dolun istiyorum.. Sevsenize oğlum birbirinizi. Kıskansanıza sevgilerinizi. Yarışsanıza daha mutlu olmak için.

29 Aralık 2011 Perşembe

Blog dediğin kendi kendine konuşmak aslında, ne acı?

25 Aralık 2011 Pazar

Gerçek kesit..

  Bir damla yaş süzüldü mü yüzünden, toplamda bir saniye bile sürmeden düştü mü yere gözlerinin önünden?
 
  Bir gün birini gördün. Şöyle bir kaç saniye seyrettin, ayırmadın gözlerini bir süre. O hızlanan kalp atışların mı yoksa? Bir de anlamsız bir tebessüm var yüzünde.. Biliyorsun hayat tuhaf..! Bir bakmışsın fizan kadar uzakta.. Bir bakmışsın başının üzerinde uçan bir kelebeği izlerken gözlerinizin buluştuğu masanın ucunda.
  - Merhaba!

  Önce bir kahve, sinemada duygusal bir film..! Bir elinde gazoz diğerinde de bir sıcaklık var sanki.. Hava biraz yağmurlu ama çok güzel değil mi? Artık diğer elin hiç üşümüyor. Daha sonraları sadece elinin değil ruhunun da artık hiç üşümediğini hissedeceksin.. Artık yanında üşüdüğünde giyebileceğin bir ceket olacak hep..

  O akşam ne çok gülmüştünüz ve artık ne çok gülüyorsun..
  Yatağının yanındaki camın önünde duran çiçek yeni mi? Sen güldükçe taze kalıyor sanki..

  Dün akşam çıktığında haber vermediysen ne olmuş ki? Hem şarjın bitmişti. Nereden bilebilirdin ki birden biteceğini? Zaten o da geçen gün aradığında açmamıştı. Hiç olmaz insan sonradan arar değil mi?

  Bu akşam hiç dışarı çıkasım yok.. İyi ama bunda bu kadar kızılacak ne var ki? Şimdi de mesajlarıma cevap vermiyor. Bu söylediklerinde ciddi olamaz. Bütün bunlar dün akşam dışarı çıkasım olmadığı için mi?

  Çiçeklerine su vermeyi unutuyorsun sanırım? Solmuş olmalarının başka anlamları da var..

  Artık çiçeklerin solmuş, bir kış günü hiç üşümeyen ruhun, diğer elin, bir yaz günü üşür olmuş..

  Bir saniye dahi sürmeyen bir düşüş için ne kadar çok zaman yaşanmış..
Şimdi, yıllarca biriktirdiğin bütün umutları yavaş yavaş yere bırak ve teslim ol..

12 Aralık 2011 Pazartesi

Kifayet gibi..

  "Kelimeler kifayetsiz kalır." Cümlesindeki kifayetsiz kelimesinin, kifayetsiz kaldığını düşünenlerdenim. Yalnız olmadığımı düşünüyorum.. Sonuç olarak kaçımız "kifayet" kelimesinin tam anlamını biliyoruz ki! Hepimiz tahmin ediyoruz. Hepimiz, şair burada kifayet sözcüğü ile yetersizliğe vurgu yapmıştır diyoruz. Halbuki yetersiz kelimesi bir çok şeye yeterli. Kaldı ki süslü cümlelerin, süsü olan kelimelerin kifayetsizliği (yoksa yerindesizliği mi demeliyim bilmiyorum) çok aşikar. Aşikar demişken, şaka şaka..! Tüm yazı boyunca kelimelerin yeterliliklerinden bahsedecek değilim. Bir de yazı dilinin zayıflığından falan bahsediliyor. Sanki konuşurken kullandığımız kelimelerle, yazarken kullandıklarımız farklıymış gibi. Gibi! Bence en kifayetsiz kelime "gibi"! Gibi ne ki, kim ki? Tek başına kullanılamayan kelime mi olurmuş canım.. Tek başına bir işe yaramayan kelime sanki hiç yokmuş gibi..!

24 Kasım 2011 Perşembe

''Vanlı kardeşime mektup. Çok geçmiş olsun. Doğal afete kapıldığınızı televizyonlardan öğrendim. Durumunuza çok üzüldüm. Ben 4/A sınıfından Bahadır... Siz sokakta yatarken, ben sıcak yatağımda üşüyorum. Çünkü hep sizi düşünüyorum. Keşke büyük olsam. Kocaman evim olsa. Hepinizi evime alsam. Okul harçlığımı biriktirdim. Kocaman yaralarınıza merhem olsun diye. İnşallah elinize geçer ben o zaman çok sevinirim. İnşallah ailenizden kimse ölmemiştir. Artık deprem olmasın. Terör olmasın. Canımız yanmasın. Biz kardeşiz. Barış olsun''

22 Kasım 2011 Salı

  Devrik cümleler var aklımın her yanında. Kıçı başı belli belirsiz. Öznesi gizli, yüklemi içli. Köşelere sıkışmış anlamlı, her şeyi yerli yerinde cümleler ise daha gözden ırak yerler bulma çabasında. Hani hangi köşeye saklansamda bu zat-ı muhterem hayatına devrik, anlamsız cümleleler ile  sürdürse diye misyon edinmiş gibiler.

  Bütün hayatlar kurallı olacak değil ya! Benimki de devrik olsun. Kıçı başı belli olmayan her şey benim olsun. Olamaz mı?
Bence olur..

21 Kasım 2011 Pazartesi

  Biraz bana, daha çok sana benzeyen birini bulsak.. Bizim yerimize koysak. Biz gibi mutlu olsa.. Biz bittikçe o başlasa. Biten bize ilham olsa.. Olacak iş değil.. Bizimle ilgili bir çok şey gibi o da olacak iş değil.

9 Kasım 2011 Çarşamba

Kanaat Notu..

  Hayat herkese ayrı bir çalımın var.Türlü, bitmez oyunların var. Bilmem kaç milyar insanın çalışmadığı yerden soruların var.  Tamam da neden bütün bunlara ihtiyacın var? Herkesin yaşam denen sınavdan kusursuz geçmesine, iso dokuz bin bilmem kaç belgesine, lisans diplomasına, geçer nota, kendimizi ispata ve dahi birçok yeterlilik belgesine ihtiyacın mı var? Bizim bütün bunlara sahip olma gibi bir zorunluluğumuz mu var? Zorla yerleştirildiğimiz evren paralelinde, düşünebilen tek varlık diye koyduğun sıfat altında, ezilen çoğunluğumuz var, altından zorla kalkanımız var.
  Bu konuda sana sitemimiz var. Önümüze koyduğun bir çok sınavın, işlemcimizde 'sınava bunlar dahil değildi' şeklinde kayıtlı olduğunu sen hepimizden çok daha iyi biliyorsun. İyide hayat eğer ki bir gün biteceksen hem de hiç beklemediğimiz bir anda! Nasıl olur da her gün, her dakika 'çıkarın kağıtları yazılı yapacağım' diyebilirsin ki? Hem bizim bir Mahmut hocamız bile yok! Çektiğin kulağın verdiği acı geçici be hayat.. Yüreğimize ince ince işleyelim diye karşımıza çıkardığın insanların, bizi bırakıp giderken verdiği acıysa sandığından daha kalıcı.. Kusura bakma ama acı denen şeyin tanımı, sana yanlış tanıtılmış be hayat..

29 Ekim 2011 Cumartesi

Hic bir sey yapmasan da, sadece elimi tutsan; bak ben burdayim desen. Tum korkularim gecerdi belkide...

11 Ekim 2011 Salı

dokunduğumda yanan canı değildi! anılarıydı..

3 Ekim 2011 Pazartesi

İnsanoğlu!

  Koş dur bir diğer yeni hayalin  peşinden. İnsanoğluna zayıf derler! Saçma, yıkılan her hayalinin yerine yenisini koyan, her yeni hayali yıkılana kadar peşinden koşan bir şeyden bahsediyoruz. Yılmadan, bıkmadan yıkılanın yerine yenisini koyan bir varlıktan bahsediyoruz. Bu mu zayıf? Bu mu karamsar? Bana bir kişi tanımlayın, yıkılan hayalinin yerine yenisi koymayan. Yenisi bir mutlulukta vücut bulsun istemeyen biri! İnsanoğlu dediğin şey ölene kadar hayal kurmaktan, yıkılan her hayalinin yerine yenisini koymaya programlı bir canlı. İnsanoğlu zayıftır diye masal anlatma bana. Her defasında sırtından vurulmasına rağmen ayağa kalkan başka bir şey tanımla bana! İşte insan öyle bir şey.. Seninde, benimde anlayamadığım bir şey..

18 Eylül 2011 Pazar

Hatırla..

  Söz uçar, yazı unutulur..! Yok tam olarak böyle değildi sanki bu söz? Nasıldı ki? Çok yazdılar, çok söylediler ama unuttum yine. Demek ki söz uçar yazı unutulur..! doğru olabilirmiş..
  Ben yazdım ama sen okumadıysan unutulur.. Ben söyledim sen duydunsa unutulmaz..
  Ben sevdim, sen de sevdinse kaçınılmaz..
  

12 Eylül 2011 Pazartesi

Az önce..

   Geç kaldım! Her güzel şeye olduğu gibi sana da geç kaldım. Halbuki az önce gelmiştim, zaten sende benden az önce gitmişsin. Ya sen çok erken gittin ya da ben çok geç geldim. Bir şey diyeyim mi? Çoğu zaman benim geleceğimi bildiğin için az önce gittiğini düşünüyorum.. Oysa kalsaydın ya da -dınız. Yüksek ihtimal olmasada, küçükte olsa güzel şeyler olabilirdi ve hatta kim bilir belki çok güzel olurdu..

   Çok bir şey değil ama ben şimdiden yarına geç kaldım. Oysa ben gazlı bir içeceğin içinde, yukarıya ilk varmak isteyen boloncuk gibi hızla yüzdüm yukarı doğru.. Omuzlarımın genişliği bundan mı yoksa yıllarca üzerine binen yükten mi bunu bilemiyorum ama. Bildiğim şeyler var yine de; mesela ben çoğuna göre hızlı koşarım ama ters yöne koşarım. O yönü düz bilirim çünkü. Ben mesela çok anlarım insanları, herkesten çok hem de ama hep yanlış anlarım.

   Her şeyi yanlış yaptığımdan değil, hiçbir şeyi doğru yapamadğımdan..

8 Eylül 2011 Perşembe

Uzun ama güzel II


Bir önceki uzun diye okumadığınızı bildiğimden ikincisini paylaşayım dedim..

Selam. normalde böyle şeyler yazıp çizmeye de utanırım ama bu hafta içimden seninle konuşmak geldi. bi ihtimal kulağına gelirse diye. "bu ne lan duyarlı mısın nesin" diye dalga geçenler olucaktır, ama naapalım, bu hafta böyle.
geçen gün gidip can yücel'in mezarını kırıp yıkmışsın. kendisinin toplasan iki üç şiirini yarım yamalak biliyorum, öyle manyak bir okuru olmadım hiç yani. ölüm yıldönümünde mezarına şarap döktüklerini duyunca aklıma sen geldin. ulan dedim bizimki uyuz olacak bu olaya. ama gidip mezarı kıracağını da düşünmemiştim. gerçek bi ayıya dönüşmüşsün, ne diyim.
peki acaba dönüşmedin de eskiden de böyle miydin?
bak ben mesela eskiden izlediğimiz filmlerin daha güzel, eskiden içtiğimiz suyun daha lezzetli, bakkal amcanın daha iyi kalpli olduğuna inanmamı, o yıllarda çocuk oluşuma bağlıyorum. yaşamın aslında kötüleşmediğini, aynı kaldığını, sadece büyüdükçe benim için zorlaştığını düşünmek istiyorum. bi yandan mantıklı olan da bu zaten. ama böyle düşünmeme rağmen, bazen yine de emin olamıyorum. sanki bakkal amca hakkaten de ben küçükken daha "iyiydi". otobüsteki amcalar teyzeler daha yumuşaktı böyle. sen de daha sakindin. belki çok saçmadır ama elimde değil, öyle gibi geliyo.
geçenlerde voleybolcu bir kıza otobüse şortla bindiği için önce bağırıp sonra da yumruk atmışsın. gerçekten bak, sen eskiden böyle bu kadar sinirli değildin. iyi hatırlıyorum. yumruk attığında sesini çıkartmayan amcalar teyzeler de böyle değildi. sana bi şey oldu. mezar yıkıyosun lan, bi düşüm bak, çok acayip bi şey bu. adamlar dev gibi insanlık anıtına ucube deyip sonra da kafasını kestirdiler. koca heykeli yıktırttılar. onlardan mı cesaret alıyosun, olay bu mu yani?
o heykeli yapan da aha senin kırdığın mezarı yapan kişiymiş zaten. yoksa sen de heykeli yıktıranla aynı kişi olmayasın?
zaten her işi yapıyosun, her an her yerdesin. bi kaç sene önce karaköy iskelesinde kız arkadaşımı uğurlarken de ordaydın. vedalaşıyoduk, sarılmıştık böyle, vapurun iskeleye yanaşmasını bekliyoduk. "dışarı çıkın nerde ne yapıyosanız yapın" diye bi ses duyduk, bi baktık o jeton kabinleri var ya ordan bize bakıyosun. önce bize seslendiğini anlamadık. şimdi tam hatırlamıyorum ama "lan yürüyün burda o işler yapılmaz! yürü!" gibi bi cümle daha kurdun. ben o zamanlar henüz senden bu kadar korkmadığım için "ne diyo lan bu lavuk" diye bi kabarıcak gibi oldum da hadi neyse diye indik iskeleden.
geçenlerde de duydum ki otobüs şöförü olmuşsun, sürdüğün otobüste bir çift öpüştü diye benzer şeyler söyleyip aşağı indirmişsin çocukları. lan oğlum bi şey sorucam, sen insanların birbirine sarılmasına öpmesine neden bu kadar kızıyosun? açık konuş, o sırada arzuluyo musun yoksa o kızları? günahını almıyım ama kıskançsın sanırım hafiften. tamam bak mesela bi yerde sap sap otururken yanımda bi çift öpüşünce ben de bi kıskanıyorum, bi yutkunuyorum böyle gulp diye. ama çok bakmıyorum, öpsün yani çocuk kızı ne güzel işte. benim rahatsız olmam o anki saplığımla ilgili çünkü. seninki de bana öyle gibi geldi. o kızı o çocuğa yedirmek istemiyosun. o ahlaksız diye bağırdığın kız sana gelse, azcık gülümsese, iki tatlı söz söylese heyecanlanıp boncuk boncuk terler, bayan mayan eheh meheh diyerek tavlamaya çalışırsın gibime geliyo. neyse dediğim gibi günahını almıyım, öyle olur gibi geldi bi an.
geçenlerde kızarkadaşımla vapura bindiğimizde de arkamızda oturuyodun. kolumu kızın omzuna attım, gülüşüyoruz ediyoruz, ama sessiz sakiniz, rahatsız etmiyoruz kimseyi. çıt çıkartmıyoruz, öpüşme filan da yok zaten. bi baktım arkadan bizi kesiyosun. hemen anladım, kolumun yerini beğenmedin. kızla fazla samimi buldun beni. korktum lan bakışlarından. çünkü biliyorum, gelip bi şey söylesen, ne biliyim "ramazanda utanmıyo musunuz sarmaş dolaş oturmaya?" desen, etrafımızdaki insanlar da artık çok sesini çıkartmıycak. bi çoğu da seni haklı bulucak. cevap versem "uzatma" diycekler. kavga çıksa, ağzını burnunu bi güzel kırsam ben suçlu olucam. karakolluk olsak zaten bitmişim. her şekilde haklısın yani.
yanlış anlama, sadece ramazanla öpüşmeyle bilmemneyle ilgili şeyler söylemiyorum. ben genel olarak senin tavırlarının değişmesine üzülüyorum. sevgisiz bi insana dönüştün sen. herhangi bir şeyi sevmeyi zayıflık gibi görür oldun sanırım. sürekli laf söylüyosun her şeye. senin için her şey bok gibi. bazen internet gazetelerinde haber altındaki yorumlarını okuyorum. adam bi şeyden övgüyle bahsetmişse anında "popülist ibne, ayak yapıyo" diyosun. biri bi film mi çekmiş, "olmamış" deyiveriyosun. sana yaranmak mümkün değil. hiç bi şeyi sevmiyosun. başka insanları hiç sevmiyosun. sokakta karşıma çıktığında kötü kötü bakıyosun. sana selam vermeye korkuyorum. karşılaştığımızda günaydın derim ben sana normalde. ama yüzüne baktığımda her an "ne bakıyosun lan" diycek gibi davranıyosun. çekiniyorum, kaçırıyorum gözlerimi. beni yendiğimi hissettiğin için sen bundan da hoşnut oluyosun.
geçenlerde yuutub'da eski siyasilerin bi tartışmasını izledim. demireli, mesut yılmaz, ecevit, inönü, erbakan filan hepsi bir masada oturuyolar ve biri konuşurken diğerinin çıtı çıkmıyo. bu adamların ülkeyi yönettiği yılları övücek değilim şimdi tabii. ama ne biçim saygılılarmış lan. hiç bağırıp çağırmıyolar. en fazla iğneleyici konuşuyolar. şimdiki adamları aynı masaya oturtmayı başarsalar da biri silahını çekicek gibi bakar, biri kollarını sıvayıp dövücekmiş gibi yapar, hatta "yok öyle lagaluga", "lölö yapma" filan derler. acaba sen de bu adamları göre göre mi böyle oldun? bu devirde öyle olmak daha mı doğru, daha mı geçerli geliyo? "artık böyle... yerse" filan mı diyosun? daha mı iyi hissediyosun?
yıllar evvel mısır'a gitmiş bir tanıdığımız "mısır'da yalan söylemek normal bi şey. kimse utanmıyo yalancı durumuna düşmekten" demişti de aklım çıkmıştı, inanamamıştım. hani iki gün avrupa gezmiş insanlar hemen başlarlar ya "abi almanya'da insanlar çok nazik, gülümseyerek selam veriyolar, burda herkes ayı gibi" diye memleketi kötülemeye. ben yakına kadar "yav olur mu öyle şey, kötü bir millet olur mu? biri ne kadar kötüyse diğerleri de o kadar kötüdür ya da iyidir" diye düşünürdüm.
şimdiyse kusuruma bakma ama, senin ciddi ciddi kötüleştiğine inanmaya başladım. hani bu topraklarda yetişenler bambaşka hoşgörülü oluyodu lan, yıllarca öyle bilmedik mi? nooldu da bu kadar sinirli bi insana dönüştün peki? sana uygun gelmeyen hiç bi şeye tahammül etmek istemiyosun. isterse ülke ekonomisi süper olsun, dev alışveriş merkezleri açılsın, duble yollarda istediğin kadar bas git arabanla, sen böyle olduktan sonra neye yatıycak? cebinde parası olan sinirli insanlar mı olalım hep birlikte yani? koca heykel niye yıkıldı lan? kusura bakma aklım hep ona gidiyo. nasıl bi mantıkla gaza gelindi de yıkıldı?
bak o olayın olduğu günlerde bi taksiciyle muhabbet ediyoruz, "yıkılsın kardeşim!" dedi. böyle bi cevap karşısında aslında susmak lazım ama ağzımı tutamadım,"ya niye yıkılsın abi? heykelin kendisi güzel de olmayabilir, ama ifade ettiği bişey var, bi de dikilmiş işte oraya. neden şimdi ucube diyip yıkıyolar? normal mi bu sence?" dedim. mantıklı bi cevap bekledim, hani "şu yüzden yıkılsın" desin ki diyalog ilerlesin diye. adam sadece "yıkılsın yaa boşver yıkılsın!" dedi zevk alır gibi. sanki heykeller toplaşıp küçükken bununla dalga geçmiş de şimdi intikan alıyo gibi. bu tavır sana da garip gelmiyo mu? o taksici de sen miydin lan yoksa? sen de her işi yapmışsın mna koyiyim, otobüs şöförü müsün taksi şöförü müsün belli değil. arada vapura da biniyosun filan, ilginç adamsın. (kötü espri gücümle seni pis döverim)
yakına kadar "bu sadece bi dönem. bu adam da değişicek. sadece kötü günler geçiriyo, ondan sevmiyo beni" diyodum ama sen galiba artık eskiye dönmiyceksin. hayatında yurtdışında yaşamaya özenmemiş olan bana bile "eyvah ya, bizim dergilere de bi şeyler olucak, bu işi yaptırmıycaklar bana. kız arkadaşımın omzuna da kolumu atamıycak mıyım artık? başka ülkeye mi gitmek lazım? gitsek naapıcaz, ne bok yiycez" dedirttin.
çünkü sen ilerde etek giydiği için otobüste kızıma yumruk atıcaksın gibi geliyo bana. oysa kızımla ben, senin kızına hayatta karışmazdık. yemin ediyorum karışmazdık. herkesin istediği gibi giyindiği, istediği gibi yaşayabileceği bir memlekette yaşamaya hazır ve istekli olurduk. işin kötüsü, sen bunları okuduğunda azıcık düşünmek yerine "beğenmeyen defolsun gitsin lan!" diyosun, biliyorum ben seni. zaten burda yaşamamı istemiyo gibisin. vapurdan dışardaki süper boğaz manzarasını izlemek yerine beni ve kızarkadaşımı kontrol ediyosun, ordan belli. aynı şekilde bunları yazdığım için neler hissettiğimi, beni ciddi ciddi endişelendirdiğini anlamak yerine "tribünlere oynuyosun" diyceksin.
bütün bunlara rağmen, çok umutlu olmasam da, belki, bi ihtimal, bu günler de geçer. çünkü birbirimizi anlamıyo olabiliriz cidden. ama tek ricam, sinirli olma. ne biliyim mezar kırma, heykel kırma, yumruk atma diyorum, çok bi şey de değil yani. kurban olıyım "burdan gitmek lazım" geyiği yapanlarla dalga geçen beni bile bu otobüslerden bu vapurlardan bu sokaklardan soğutma işte. elin fransızına bonjur diyemem ben, sana selamünaleyküm derim, bin kat da tercih ederim. hem ben bişeyci ya da başka bişeyci de değilim. çocukken aynı mahallelerde oynardık, yabancı değilim tanıyosun beni. bakarsın bi gün karşılıklı otururuz, iki çay söyleriz, anlatırsın derdini. yemin ederim ne dersen dinlerim. dersin ki "bak kardeşim ben sana dargınım çünkü şöyle şöyle yapmıştın". ben de sana derdimi anlatırım, gülüşürüz ederiz. işte o günün gelebileceğini umarak, sana mezarını kırıp yıktığın can yücel'in meşhur bi şiirini hediye ediyim hadi. tamamını da bilmiyodum internetten baktım idare et.
en uzak mesafe ne afrika'dır,
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler,
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,
birbirini anlamayan.

Sandık.İçi
Ersin Karabulut
25 Ağustos 2011
(uykusuzdergi.com notu: Yazıyı bilgisayara geçiren 'kizil sakalli sari' nickli Ekşi Sözlük yazarına teşekkür ederiz.)

21 Ağustos 2011 Pazar

Uzun ama güzel..

  Biliyorum çok uzun gözüküyor ama güzel okuyun. Güzel olduğunu söylediğim için değil ama yazı olduğu için okuyun olur mu?


kuş gibiyim. fakat kanatlarım yok.
-sigarayı günde 2 pakete çıkardım. elimden gelse, ekmeğin arasına azık ederim.
-daha geçen gün, yaklaşık 2 ay önce, elimde kendimi asacağım iple dolaştım evimde. o ipi tavana geçirebileceğim bir ilmek bulamadım. mimari, ölmemek için tasarlanmış.
-elim ayağım tutmuyor bugünlerde. sanki iç organlarım boşaltılmış. bir süs hayvanı gibiyim.
-insanların bu kadar çok sevgi açlığı çekerken, sevgisizliği tercih etmesi zoruma gidiyor.
-hayat için yaşlı bir dostum orospu demişti. tanrı ise pezevenk olsa gerek..
-annemi özleyemiyorum.
-babamı da.
-zaman akıp geçiyor. ve ben hala önümden akıp geçen zamanla elimi yüzümü yıkayamıyorum.
-içim acıyor her dem.
-kan kusuyorum artık. tadı güzel..
-hayatımın öyle bir noktasına geldiğime inanıyorum ki, ötesi yok.
-çıplakken ruhum arınıyor.
-bu aralar sürekşli başım ağrıyor.. özellikle de geceleri.
-gökyüzümü çaldılar..
-ordu mensubuyum bu aralar. savaş çıksa ne yaparım, bilmiyorum..
-ana caddelerde çırılçıplak koşmak istiyorum..
-tanrı beni yanlış anladı.
-kısa saçlarımla, yelesi kesilmiş bir aygır gibi hissediyorum kendimi.
-sabahtan beri yataktan çıkmadım. ruhum bir yatalak artık..
-çocukluğumda hep bugünlerin hayalini kurardım. çocukluğum bitti. bugünler ise iki yüzü keskin bir bıçak gibi. tutamıyorum..
-gitmek istiyorum. sadece gitmek. fakat biliyorum.. insanlar her yerde..
-insansız bir varoluş arzuluyorum.. ya da varoluşsuz bir insan. farketmiyor..
-zaman denen kapana kısıldım kaldım..
-dua etmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki. tanrı'dan ümidi kesmiş olmalıyım..
-bir kadın düşlüyorum hep. beni kavgalarımdan çekip alacak. kısa saçlı kafamı göğsüne bastırıp. her deliliğimi yaşamama bağlayacak. dengesizliklerimden keyif alacak bir kadın.. güzel kokacak. teni mezarım olacak bir kadın. gamzesi olacak.. dudakları güzel.. öleceğim onda. nefesim kesilecek. kalbim duracak. topuklarını okşayacağım. sırtını öpeceğim. ellerini koklayacağım. parmaklarını öpüp, emeceğim..
bir kadın sadece. bu kadar çok dişi varken evrende, benim istediğim, arzuladığım, sadece bir kadın. arınmış olacak tüm insani hırs ve bencilliklerden. annemden daha onurlu olacak. kız kardeşimden daha gururlu. konu bne olduğumda, yok sayacak her şeyi. gerekirse kendini. bir kadın sadece.. derdimin dermanı o çünkü. ruhumun ilacı o.. ben onun ruhuna ve tenine girdiğimde, orada kalacağım. bir daha incinmeyecek ruhum. kırılmayacak kemiklerim.. etlerim dökülmeyecek.. gözlerim açılmayacak sonuna kadar. yumacağım.. ve öylece kalacağım. o'nda..
-zaman benim. geleceğe düşüyorum.
-bir fırsatlar ülkesinin başbakanıyım sanki.. nemalanan gidiyor..
-ayrılıkları sevmiyorum. yine de insanı özüne döndürüyor. bencilliğine. pisliğine..
-bomboşum..
-ölsem, kanım akmaz.
-sıkışıp kaldım.. ya da sığışıp.. bilmiyorum.
-inancım yok artık.. tanrı bile ona sunduğum hakkı kaybetti.
-neden her hayal kırıklığımda tanrıya kızıyorum, bilmiyorum.. her şeyin planlayıcısı o olduğundan olsa gerek.
-ya tanrı yoksa? kaldıramam bu yokluğu.. umarım vardır.
-cennetten kovulmadım ben.. cehennemden kapı dışarı edilmiş olabilirim ama.
-uçmak istiyorum.. midem kalka kalka hem de. sadece uçmak..
-insanın bir evi olmalı.. soğuk kışlalarda aklım geçen en net düşüncelerden biris buydu. insanın bir evi olmalı. o evde de bir hayatı. yani kadını..
-adrenalin bağımlısı aptallar gibiyim. tek farkla. ben hayat bağımlısıyım.
-yazacak o kadar çok şey var ki. yetişemiyorum düşüncelerime.
-yağmurdan nefret ediyorum artık. mutsuzluğumun ve yalnızlığımın fonu olduğundan olsa gerek..
-kendimi öldürmekten korkuyorum.
-bu kadar çok yaşamayı isterken, nedir bu ölüm sevdam. bilmiyorum.. benim cehennemim de bu olsa gerek.
-"başkaları cehennemdir" demiş üstad. yanılıyor. başkaları kabir azabıdır.. diş ağrısıdır. doğum sancısı... cehennem ne ki!
-izafiyet teorisini, askerken bulmuş olmalı aynştayn abi..
-bir gün tüm kitaplarımı ve dvdlerimi yakacağım.. belki kendimi de.. bilmiyorum..
-artık, yazdığım bir yazıyı dahi geri dönüp düzenlemek istemiyorum.. bu kadar özeni ve ince düşünceyi hakeden kim?
-salaşım.. hiç olmadığım kadar hem de..
-kedinin oynayıp da karman çorman ettiği bir yumağım.. lütfen ucumu bul.. ve sök beni!!
-ayaklarım yere basmıyor artık.. çok mutlu olduğumdan değil.. ayaklarımı bileklerinden kestiğimden..
-hayat, ben geğirdikçe genzime kaçıyor...
-bazı anlarda, vahşi bir hayvan gibi oluyorum.. lütfen uyutun beni. morfinle değil. masalla. ya da masal gibi bir sevişle.. sevişmeyle..
-gözlerim kan çanağı.. buyurun içelim..
-hayatımın galası bitti.. şimdi siktirip gider misiniz lütfen!!..

***

-tanrı'dan istediğim bir çok şeyi vermediğinden, verse bile eksik verdiğinden artık dua etmek bile istemiyorum.
-annemi aradım az önce. bayramını kutladım. hemen konu kontör istemeye geldiğinde içim acıdı. paramı esirgediğimden değil. ne bileyim, bir anda konu nasıl paraya geliyor, buna aklım ermediğinden sanırım.
-babamın sesini duymalı aylar oluyor. az önce de yine duyamadım. benimle konuşmaktan daha önemli işi varmış. kurbanın derisini soyuyormuş.
-duş almayı çok seviyorum. küçük bir çocuk gibi küvete girip de orada saatlerce durabilirim. daha bu yaz 3 kez boğuluyordum ki küvette, son anda uyandım. o değil de küvette boğulup kalsam, millet intihar ettiğimi sanacak.
-milan baros iyileşene kadar galatasaray kendine gelemeyecek.
-iddaa oynuyorum arada bir. bir keresinde tek maçtan yattım, ve tamı tamına 537 tl'den oldum. bu durumu bir kaç yerde söyledim. kimse inanmadı. insanların yalan istidakı dolmuş sanırım. kendimi kötü hissettim.
-yolda yürürken çizgilere basmayanlardanım ben de. bir de beynimden şekiller çizerim hep. bir şekilde bakış açımı bir kadraj gibi ayarlayıp da baktığım nesneyi ya da kişiyi o kadraja oturturum. bu durumun aynısını ben gibi yaşayanlar bilir.
-beş satırlık bir paragraftan sonra boşluk bırakılmayan yazıları okumam normalde. ama bu yazı böyle oldu. canım çok sıkkın olsa gerek şu an.
-noktalama işaretlerinden iki nokta peşpeşe kullanmayı sevmezdim. son günlerde en çok kullandığım noktalama işareti bu oldu. tek nokta kadar net, üç nokta kadar da belirsiz olmadığından olsa gerek. bilmiyorum..
-hayattaki en büyük korkum sevmediğim bir işte çalışmak. bir de yükseklik. bir de kurbağa. üç korkum varmış. hayret. ben tek bir korkum var sanıyordum.
-artık banyoya ya da tuvalete giderken cep telefonumu yanıma almıyorum. ümidim kırılıyor. kırılmış hatta.
-sabahtan beri sushela raman'dan yeh mera divanapan hai'yi dinliyorum. çok hoşuma gitti. dinleyin bence sizde.
-küçükken hayatımın bu dönemlerine dair hayaller kurardım. işte üniversiteyi bitirmek. bir işimin olması. araba falan almak.. şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. ne yapmayacağımı da. keşke hayatımın bu noktasından ötesi için de bir kaç hayal kursaydım küçükken.
-yazları çırılçıplak uyurum. annem üzerine bir şey örtmeden uyuyanın üzerine kar yağar derdi. yazları yağmıyor.
-çok sevdiğim bir ev arkadaşım var. o kadar çok seviyorum ki bu adamı, ablamın kızıyla evlenmesi için bir teklif sunacağım bir gün. tabii bunun öncesinde tanıştıracağım ikisini de. ne bileyim, iyi insanlar sonsuza kadar beraber yaşamalılar bence.
-şimdi yastığa kafamı koysam, geceye kadar uyurum. çok mutsuz olduğumdan olsa gerek. ya da çok yorgun. bilmiyorum.
-uykuya doymadan öleceğim ben. gözlerim şiş olacak yeniden dirildiğimde.
-71 kiloyum. hayatımda ilk defa yetmişi geçtim. rejime başlamalıyım. şakaydı tabii.
-en sevdiğim kitap aylak adam. askerde her gün okuyacağım.
-en sevdiğim film duvara karşı.
-en sevdiğim yazar hakan günday.
-en sevdiğim müzisyen armin van buuren.
-askere gittiğim için dükkanım kapandı. dükkanımı emanet edeceğim tek bir insan ya da akrabam yok. ne acı değil mi?
-kendime ait en sevdiğim özelliğim çok mutsuz olduğumda çok güzel şeyler yazmam olsa gerek. hep mutsuz olmalıyım sanırım. mutsuzken daha çok seviyorum kendimi. gözlerimden öpüyorum çaktırmadan. elimden tutup sinemaya götürüyorum. geçenlerde bir pantolon hediye ettim kendime. sanırım şizofrenim.
-birazdan bir kase yoğurt yiyeceğim.
-dün de bir poşet çikolata yedim. değişik stillerde ve tatlarda. en çok nestle'nin bisküvilisini sevdim. bence yemelisiniz.
-çevremde, yapmam gereken şeyleri söyleyen o kadar çok insan var ki, bir tanesi bile ne yapmayı istediğimi sormuyor. annem bile.
-akşam bir filme gitmek istiyorum. tek başıma. mısırımı alıp da. gece de rakı içmek istiyorum. yine tek başıma. mum ışığı altında. müslüm gürses dinleyerek. nilüfer şarkısını en çok.
-ölümü çok merak ediyorum. ölene kadar ne olduğunu bilemeyeceğim ama.
-öpüşmeyi çok seviyorum. mucizevi geliyor bana. ne bileyim lan işte. normalde insan tükürükten iğrenir. o an o tükürük ve ıslak dudaklar mucizevi geliyor.
-özlediğim tek bir insan yok. ben bu kadar sevgi doluyken bu nasıl oluyor, aklımı kaçırmak üzereyim.
-zihnimden geçenlere yetişemiyorum.
-bugün kurban bayramı. ben cebrail olsaydım, hz. ibrahim'e koçu götürmezdim sanırım. denerdim, hz. ismail'i kesip kesmeyeceğini. bence kesmezdi. hiçbir sevgi evlat sevgisinden üstün olamazdı. her ne kadar babamın sesini aylardır duymamış olsam da.
-charlie chaplin'i ilk izlediğimde korkup ağlamıştım. sonra günlerce filmlerini izlemiştim.
-kadınlar hamamından kovulduğum gün ereksiyon olabilen bir velettim. hatırlıyorum.
-bir kere eski ev arkadaşımın kız arkadaşı yanımda sesli osurmuştu. kadınların sesli osurması garip gelmişti. o değil, kız hiç utanmamıştı. ne bileyim en azından salonu terkeder o an. bi tur atar koridorda falan. leş gibi kokmuştu içerisi. kedi yemişti sanırım.
-itiraf edeceğim o kadar çok şey var ki. fakat şimdi gitmem lazım. bayramın ilk günü olmasına karşın iş yerim sinema içerisinde olduğundan, çalışmam lazım. lazım da değil aslında. çalışmaktan keyif alıyorum. beynimi ve zihnimi çalışarak meşgul ediyorum. üstüne üstlük az-çok para da kazanıyorum. en önemlisi, işimi seviyorum.
-bu bayram hiçbir büyüğün elini öpmeyeceğim. elini zorla öptüren yaşlılara gıcık oluyorum. ben de elimi öptürmeyeceğim küçük çocuklara.
-insan sadece sevdiğinin elini öpmeli. onu da öpüp koklamalı.
-bir zamanlar sevdiğim kadının gecenin bir yarısı avuç içlerine bastırdığımda pilli bebekler gibi "ı love you" demişti. belki size çok aptalca gelecek, bilmiyorum. ama ben bayılmıştım..
-teoman'ı çok seviyorum. şarkı sözleri müthiş şiirler gibi geliyor bana.
-ilk orgazm olduğumda ağlamıştım. şimdi anlıyorum neden ağladığımı.

***

-itiraf edecek bir şey yok aslında.
-hayat bir iftira gibi yapışmışken yakama.
-itiraf edecek bir şey yok aslında.
-ya da var.
-bilmiyorum.
-varlıkla yokluk arası bir şey işte.
-ben ki emeklemeden yürümüşüm.
-şimdi ise, otuz yaşımda, bir sınır karakolunun ön bahçesinde sürünüyorum haftada bir kaç gün.
-dizlerim, dirseklerim ve avuç içlerim soyuk.
-sanırım yaşıyorum. çünkü hala kanıyor bedenim.
-sanırım ölüyüm. hala mezarda gibiyim.
-sanırım can çekişiyorum. hala ve hala ölemedim bir türlü.
-bilmiyorum.
-ölüm-kalım meselesine döndü varoluşum.
-zaman denen kavrama hapsoldum.
-çıkışım geçmişte kaldı.
-bu çıkmazlıkta erkekleri ikiye ayırıyorum; zorunlu askerlik görevini yapanlar ve yapmayanalar.
-kadınlar da ikiye ayrılır diyorum... neyse.. söylemeye bile gerek yok.
-tüm bu ayrımlar içerisinde kötü bir insanım diyorum kendime.
-annemin bileklerini kesip de bilezikleriyle poker oynayıp kaybettim diye mi?
-hayır!
-küçük kız çocuklarına tecavüz edip öldürdüm diye mi?
-hayır!
-on yedi yaşımda bir gece eve sarhoş geldiğimde, bana "yavşak" diyen babamın burnunu sol yumruğumla kırdım diye mi?
-hayır!
-şu an zorunlu askerlik görevi yaptığım karakolu g-3'ümle basıp da yaklaşık elli askere şarjörümdeki kurşunları kustum diye mi?
-hayır!
-nedeni sadece ve sadece şu; tüm bunları yapma potansiyelim varken, ve yapmayı isterken kolayı seçtim diye. kolayı, yani iyi olmayı.
-oysa, iyiliğim korkaklıktan besleniyor. ve acizlikten.
-bu ise beni daha da kötü bir insan yapıyor.
-iyiliğim kötürüm.
-kötülüğüm ise görünmez bir maratonda.. finishe varmasına az kaldı.
-evet, ölüyüm ben. çürümem ise ayaklarımdan başladı. günde en aşağı 10 saat ayaklarımdan çıkarmadığım askeri botlar yüzünden.
-ilk önce beynim çürüsün isterdim oysa.
-belki her zaman duyduğum pis koku benden kaynaklanıyordur..
-kim bilebilir?
-sanki dünya yıkılmış, altında kalmışım.
-ben yıkılmışım, altımda kalmış gibi evren..
-şiir yazıyorum sol baldırıma.. jiletle.. acıta acıta..
-tüm sanatlar ilhamını ölümden alır derler..
-ben yaşamdan besleniyorum. vitamin eksikliğimin nedeni bu..
-en büyük sanat eseri benim.
-müzelere konulup sergilenmeliyim.
-içerimde bu kadar çok gurur ne ara gelip de yerleşti. haberim yok.
-savaşta atını greksiz yere yoran bir savaşçının acemiliği var ruhumda.
-ben kendimi yordum.
-tüm kadınların bana bir seviş ve sevişme borçlu olduğunu inandım hep.
-nasıl bir ahmaklıksa bu. anlamadım gitti..
-anlamak neyi değiştirir peki?
-hiçbir şeyi!!!
-ben hiç yalnız kalmadım aslında.. hep kendimle konuştum çünkü.
-delirmemin nedeni kalabalık olmammış meğerse.
-bir yüzleşme yaşıyorum aylardır.
-bu yüzden kayıbım aynalarda.. silüetim yok.. bir hayaleti tıraş ediyorum sabahları. o ise dişlerimi fırçalıyor benim.
-çocukluğum inançlı başladı benim. muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak ilk önce tanrı'yı bildim. annemi ve babamı ise sonra.
-şimdi hepsi silik. ve mat..
-pürüzsüz bir hayat benimkisi.
-ya da prizsiz.
-ne fark eder?
-hiç!
-büğyük harflerle bağırıyorum aslında..
-duyan yok.
-duyan olsa bile anlayan yok!
-kayıtsız bir sırıtış var artık yüzümde.
-hıçkırık ve ağlama arası bir gülüşün dış sesi.
-sabır taşım kırıldı.
-ben taş oldum.
--çarptı beni yaratıcı.
-en son, "artık çekemeyeceğim acı yok" dediğimde hemoroid olmuştum. ve yutmuştum tüm büyük lokmalarımı. boğazım acıya acıya.
-artık tanrıya kafa tutmuyorum.
-kafasından tutup altıma alıyorum çünkü..
-ceplerinde ayetleriyle gezen bir sahte peygamberim ben..
-inanmayın bana..
-bir çok kişi yazılarımda kendilerini bulduğundan bahsediyor.
-ben kayboluyorum oysa yazarken..
-kendimi bulma arayışımın satır izleri bunlar..
-beni bulan bana haber versin lütfen..
-kayıbım şu an.
-aranıyorumdur belki de..
-kim bilebilir?
-ben mi?
-hayır..
-cehaletin dişleri tarafından ısırılsın istiyorum etlerim. ısırılıp koparılsın hatta. koparılıp, yutulsun. sonra da kusulsun. kafamdan aşağı..
-bir huurevinde ölürsem eğer, cenaze törenimde ölüme tükürün. mezarıma işeyin..
-sadece uyumak istiyorum..
-gözlerim yuvalarından düşecek gibi.. ellerimle yerleştiriyorum çukurlarına..
-bir insanın hissettiği tek duygu sadece "zaman" olabilir mi?
-bir yılan gibi içimde geziyor zaman. son 45 günü kaldı.. tabii ben delirip de karakol komutanım olacak 23 yaşındaki çocuğun burnunu kırmazsam. ve askeri hapishaneyi boylayıp, orada da bir ömürlük ceza almazsam..
-karakol komutanım benim için "arıza" demiş.
-bingo!!!
-arızalıyım ben.. ruhum paramparça.. tamir edene bir hayat sunuyorum..
-bir masal yazdım geçenlerde. küçük bir kız çocuğun bir cine aşık olup da o cinin gerçekliğini görmesi üzerine. beğenmeyip yaktım sigaramla birlikte..
-sigarayı günde iki pakete çıkardım.. hepsini ben içtiğimden değil. paketin biri otlakçı ipnelere..
-rakıyı özledim..
-bir kadının bedenini özledim.. ona dokunup, sadece koklamayı.. bir kokainman gibi..
-ibadet etmeyi özledim..
-ama biliyorum. tanrının önünde secdeye kapandığım an başımdan bela eksik olmayacak..
-tanrı bile olsa, hiçbir varlık kendi varlığı karşısında menfaati için eğilenleri sevmiyor.
-anlıyorum seni tanrı(m). sen rahat otur tahtında.
-sen de beni anlıyorsun. ve bir yerlerden izliyorsun.. nedensiz hareketlerime takılma lütfen.. ben senin tek defolu kulunum.
-olmamışım işte.
-piyasaya sürülüp de hatası çıkan otomobiller gibiyim.
-ne zaman geri çekileceğim.. bilmiyorum..
-kakarakol komutanım olacak 23'lük çocuk, yüzüme bağırıyor bir çok kez; "bir kereliğine sus. ve karşılık verme asker!!"
-bilmiyor. ben sussam. herkesi sustururum.
-bağırışım nedeni, içimdeki o adamı susturmak.
-içimde bir adamla yaşıyorum ben.
-kötülüğe aşık bir adam o. ve aşkının mutlu sonla bitmesi için yapmayacağı kötülük yok.
-neyse ki zaptedebiliyorum şimdilik.
-siz devam edin evcilik oyunlarınıza..
-"askerlik nasıl bir şey?" diye soran bir arkadaşıma, "kurdu kuzuya yediren bir yer" dedim. anladı ironiyi. ve kahkahayı bastı.
-benim soyadım "kurt." karakol komutanın soyadı ise "kuzu." alın size askerlikle ilgili tek net bilgi.
-bir kadına askerliği anlatmaktan daha aptalca ne var?
-bar rafaelli hariç. en son asker kaçaği olduğunu öğrenmiştim karakola haftada bir gün gelen hürriyet gazetesinin arka sayfasindaki bikinili fotoğrafinin altindaki yazida.
-yaklaşık elli adamın hayalleri bir olur mu?
-olur.
-karakolun banyosundaki aynı gazete küpürlerine bakıp da otuz bir çekiyoruz aylardır..
-cinselliğimiz bile bir zaman diliminde olmalı..
-sol yanım ağrıyor.
-kalbim mi vardı o tarafta?
-unuttum.
-yön tarif usullerini bilinçli olarak ezberlemeyip karakol bahçesinde sürünmeyi sevdiğimden olsa gerek.
-bir savaş çıksın istiyorum. sırf askeri teşkilatlara harcanan paralar boşa gitmesin diye..
-insanlığın kendisine gelmesi için bir yıkım gerekli. gerçek bir yıkım ama. gerçek bir acı..
-gerçek ne?
-peki ya yalan?
-gerçek, yalandan daha çok mutlu edebilir mi insanı?
-o zaman gerçek dedikleri şey koca bir yalan değil mi?..
-cevaplara gerek yok.
-ben kendimle konuşuyorum sadece..
-tüm kavramlarım aynı kapının eşiğinde.
-hepsini ben siktir ettim zihnimden..
-hayat arsızı oldum..
-yaşam yüzsüzü..
-yoruldum.. hayatın molası olmalı..
-yaşam dedikleri şey başlı başına teknik hatalarla dolu..

***

-telefon hattım sabit bir ücret karşılığı sınırsız. aramak istediğim tek bir insan yok..
-eskiden her güne yeni bir ümitle başlardım. şimdilerde yataktan çıkmamak için saatlerce sıkıyorum gözlerimi.
-bademciklerim şiştiğinde intihar etmek istiyorum. ya da elimi boğazıma sokup da bademciklerimi sökmek.
-çok sevdiğim bir kitabı, filmi ya da şarkıyı eskiden herkesle paylaşmak isterdim. şimdilerde sadece kendime saklıyorum. bencillik mi bu?
-sinemada film izlerken konuşan tiplerden nefret etmeme karşın, birisiyle gittiğimde kesinlikle güzel sahnelerin tetkiğini yapıyorum.
-solağım. nedeni nedir bilmem ama bu durumla gurur duyuyorum. sanki tercih edilebilir bir şeymiş gibi.
-bir gün bir kitap yazmak istiyorum. bir türlü intihar etmeyi başaramayıp, her intihar denemesinde birilerinin mükemmel hayatını allk bullak eden bir adamın hikayesini. ve bunun filmini çekmeyi düşünüyorum. (çalmayın fikrimi)
-balık yemeye bayılıyorum.
-ızgara tavuğa.
-rakı'ya.
-her içki sofrasına gülerek otururum. ağlayarak kalkarım.
-eskiden bana biraz zaman ver diyen insanlara kızardım. bu aralar herkesten istediğim tek şey bu. snabırım vereceklerini bildiğim için.
-artık aşık olamıyorum galiba. vazgeçmem çok kolay oluyor çünkü.
-kendimi sevmememe karşın kendimden değerli tek bir insan ya da olgu göremiyorum.
-deliriyorum.
-kendimi öldürmekten korkuyorum.
-askerde sadece yazıyorum. sol kolum kopana kadar. boşluk bulduğum her an ve her salise.
-küçükken annem ağladığı için deli gibi ağlardım. ertesi gün annemin neye ağladığını öğrendiğimde kızardım kendime. annem, ya mahallemizdeki çok yaşlı birisinin ölmesine ağlarmış, ya da gelin giden genç bir kıza.
-babamdan hiç dayak yemedim. ama hiç beni öptüğünü de hatırlamam. keşke dövseydi. en azından elleri yüzüme değmiş olurdu.
-öldüğümde cehenneme gitmeyeceğim. (varsa eğer)
-tanrı benim için koca bir hayal kırıklığı. eminim ki ben de o'nun için koca bir hayal kırıklığıyım.
-eski çağlarda yaşamış olsaydım, son peygamber muhammed'den önce, kesinlikle peygamberliğimi ilan ederdim. inanan olsun ya da olmasın, farketmezdi. canım çok sıkılıyor çünkü.
-üniversite birinci sınıftayken şiir kitabı çıkarmıştık 4 arkadaş. bakkallara satmıştım elden. artık o şiirlerden yazamıyorum.
-4 yıllık üniversiteyi 9 yılda bitirdim. bana kalsa bitirmeyecektim de, artık bir zahmet şu diplomayı al dediler.
-hayatta en dibe vurduğum tek bir an yok. hala gidiyorum o dibe.
-bir aralar abimle ev alacaktık. fikir ondan çıkmıştı. vazgeçtim. istediğim bu değil çünkü. abim küstü bana. düşüncelerimi önemsemedi dahi. sanki hiç benim yaşımdan geçmemiş gibi davrandı. buna üzüldüm.
-galatasaray'ı çok seviyorum. fakat cahil futbol fanatiklerini hissettiğim hiçbir yerde futbolu çok sevdiğimi söylemem.
-avrupa maçlarında türk takımlarını destekleyenlerdenim. laf olsun diye demiyorum bunu. inanın.
-milliyetçilikten nefret ediyorum. insanın milliyeti mi olurmuş? tercih edilemeyen hiçbir şey aşağılama ya da aşağılanma unsuru olarak kullanılamaz.
-hacivat karagöz neden öldürüldü filmine bayılıyorum.
-the dark knight'ta heath ledger göründüğü an gülümsüyorum deli gibi. birazdan yapacakları mest ediyor çünkü beni.
-yıllar önce 3 roman yazdım. 2'sini yaktım.
-keşke ölüm stilimi seçme şansım olsaydı. tıraş olup, tamamen simsiyah giyinmek isterdim.
-kulaklıkla müzik dinlemek çok güzel. dışarıdan gelebilecek her sesi bastırıyor.
-annemle babamın sevişmesine denk gelmiştim bir kez.
-bir kere sayısaldan beş tutturdum. o zamanın parası 1 milyar 94 milyon kazanmıştım. 6 bana vursaydı ne yapardım, bilmiyorum.
-dövme yaparken huzur buluyorum.
-dudakları güzel her insanla öpüşebilirim. cinsiyeti farketmez. (tercihim kadınlardan yana tabi ki)
-aşka aşığım diyen asalaklara gıcık oluyorum.
-popüler olan bir şeyi hemen kıçına veya ayağına geçirenlerden nefret ediyorum.
-adidas'ın eşofman altının modası asla geçmeyecek. sonsuza dek.
-ilk güneş gözlüğümü 26 yaşımda taktım. utanıyordum güneş gözlüğü takmaya. şimdilerde 10 yaşındaki bebeler ray ban kullanıyor. devir değişti azizim.
-mantı için ölürüm.
-kadayıf dolmasını en güzel annem yapar.
-ablamla baş başa kaldığımız her an dedikoduya başlarız. konunun nasıl o duruma geldiğine anlam veremem.
-aynı anda iki sevgilim bir kere oldu. ilginç bir duygu. en azından bir kereliğine denenmeli bence.
-akvaryumda balık olsaydım dışarı atlamaya çalışırdım hep. balık aklı işte. napcan..
-hayvan olsaydım bal porsuğu olmayı dilerdim.
-atı çok severim. küçük bir tayım var. abimler bakıyorlar..
-bir ara hayvancılık yaptım para kazanmak için. içim el vermedi sonra, küçük baş bir hayvanı alıp da büyütüp kesilişine tanık olmaya. bazen, içli miyim neyim, anlamadım ki..
-gördüğüm her aynada kendime bakmam.
-yüzümün şeklinden habersiz bir adamımdır. sakallarımın uzadığını çeneme batışından hissederim..
-küçükken tanrı'yı cadaloz bir nine sanırdım.
-yeni ölen bir insan eskiden kabusum olurdu ilk bir hafta. artık olmuyor. bunu da sindirdim..
-şans oyunlarıyla zengin olacağını sanan insanları seviyorum. o ümit huzur veriyor bana. neden sen de oynamıyorsun diyenlere "zamanında sayısaldan 5 tutturdum" diyorum. "ha siktir" diyorlar. gülüyorum..
-hayatımda hiç cüzdan kaybetmediğim için gıcık oluyorum kendime. bu kadar dikkatli ve düzenli olmak sıkıyor kendimi..
-dilencilere para verdiğimde hemen yanıbaşımda bitip, "kalksın çalışsın" diyen tiplere uyuz oluyorum. en zor şey bir insandan para istemek olsa gerek. ben babamdan isteyemedim 29 yıl. değil ki bir yabancıdan istemek. dilenciliği meslek yapan sağlıklı insnalara ise ben gireyim..
-dinlere bağlı değilimdir, ama hazreti muhammed dendiği her an salavat getiririm. ilginç bir durum olsa gerek..
-batıl inançlarım yok, ama ekmeğin ters çevrilmesi ruhumu acıtır..
-tanrı olsaydım, insanlığı kendi haline bırakıp giderdim bir gün..
-büyüyünce ne olacaksın diye bir kere sorulmadı bana. ben de bu yüzden hiçbir şey olamadım..
-artık musluk suyunu hiç kimse içmiyor.
-gittiğim yerel bir markette, market kartımın olup olmadığını soran kızlara çok kızıyor ev arkadaşım. biz fakir değiliz şakası yaparak. kızlar bayılıyorlar bu şeker çocuğa..
-çıplaklık huzur veriyor bana..
-trance müzik dinlediğimde kendimi bir ayinde gibi hissediyorum..
-her yerde açık durup da izlenmeyen tv'lerden tüm insanlığa küfredeceğim bir gün. ruhu duymayacak milletin..
-hayat hep saymakla geçiyormuş. yeni öğreniyorum. askere gitmeme 14 gün kala..
-yapay çiçekler kadar dekorasyon ayıbı başka bir şey yok..
-en geç 1 buçuk yıl sonra tekrar kitabevi açacağım.
-mutsuzum.
-kronik olabilir mutsuzluğum.. bilmiyorum.
-bir insan başka bir insanın her şeyi olabilir mi gerçekten? olabilirse eğer ben neden çabuk vazgeçiyorum?
-bir gün intihar edecek olsam, arabamı duvara karşı sürerim. duvara karşı filmindeki gibi. arabaya kıyamayacak kadar madde bağımlısı olmuşum ama. bana yazık..
-dört yıldır sigara içmiyordum, geçen hafta bir paket kısa marlboro light aldım. tadı hala aynı.. bu bok bırakılmıyor. sadece ara veriliyor diyen üstadlar geldi aklıma. o paketi içtim. neyse ki başka paket almadım. içmeyeceğim sigara..
-insanların aşktan daha önemli işleri var. garip geliyor bu bana.. çok garip hem de..

***

-çok şey itiraf ettim kendime.. beş aydır.. belki de hepsi bir iftiraydı.. kendime atıp, yüzüme ve gözüme bulaştırdığım.. bilmiyorum..
-boşvermenin ne demek olduğunu öğrendim artık..
-insanı da terbiye eden bir şey var.. ve o şey, en rütbeli olan. ne mi o şey; tabi ki zaman!!
-bir kavgaya tutuşmuş gibi yaşıyorum hayatı..
-geceleri manik, gündüzleri depresifim..
-içimde koca bir adam varmış gibi hissediyorum hep..
-dış görünüş olarak yaşımı göstermediğimi söylüyor insanlar.. olabilir. olmayabilir de. bunu da bilmiyorum.
-yaşını göstermek isteyen kim hem? keşke yaşanmışlığımı gösterebilseydim..
-o kadar çok keşke çektim ki hayatta.. tespih yaptım keşkelerden. imamesi ise ne olur, bir fikrim yok..
-8 gün sonra tekrar sigarayı bırakacağım.. kendi bedenim ve zihnim üzerinde bir deney yapıyorum sanki.. kime neyi ıspat etmenin derdindesin be piç diyorum kendime!!
-annem bilse ki kendime küfrediyorum, yüzüme tükürürdü.
-annem bilse ki ona çok kızgınım. tükürdüğünü yalardı..
-peki ya babam...
-sevdiğim kadın kabul ettiği taktirde bir evlatlık edinmek istiyorum.. kimsesizliğin ne olduğunu iyi biliyorum.. yetiştirme yurdunda büyüdüğümden değil. hayat başlı başına bir yetiştirme yurdu olduğundan!
-aile kavramı uydurulmuş ilk yalan..
-ikincisi ise kutsallıklar..
-askerlik denen şey; sermayesi insan ruhu ve bedeni olan ikinci meslek.. diğerini ise biraz kafası çalışanlar bilir elbet.. aptallara laf anlatacak kadar vaktim yok artık..
-kafası çalışan bir adamım.. bu yüzden yandı devrelerim.. genzimden çıkan koku mu? zihnimin sigorta tellerinin yanık kokusu..
-ceplerimde izmaritlerle uyuyorum aylardır..
-ayağımda postallarla..
-özlemeye dair tek bildiğim şey; sadece yumuşak ve sevecen kadın bedeni..
-nefret etmeye dair öğrendiğim ise, kutsallık adı verilen bir şeylerin zorunlu hale getirilmesi..
-bir zamanlar tanrı var mı yok mu diye ben de düşündüm yaşıtlarım gibi..
-sonra anladım, olsa da olmasa da güvenmem ben tanrı'ya. güvenmiyorum.. ki tanrı denilen kavramın bu kadar muhteşemliği paradoksundan geliyor..
-insan denilen canlı neden hep bir ıspat bekler ki?
-evrende varolan her şey dişi.. bakmayın siz erkeklerin hep bir ağızdan amına koyim dediklerine. en büyük delik onlar da var.. hele ki bir kadın tarafından sonuna kadar sevilmemiş olanlarında. onların kalpleri koca bir delikten ibaret.. bu yüzden bu kadar çok küfredip, her şeye bir am çiziyorlar..
-aylardır beynim uğulduyor.. insan denilen varlık, son kullanma tarihi geçmiş makinalar gibi..
-acı çekmekten doğan acımasızlıktan daha çok insani aciz gösteren bir şey var mı?
-bu aralar favori kelimelerim var; kolpa ve ayık olmak gibi... eee, naparsın, askerdeyiz.. vatan koruyoruz burada azizim.. birileri rahat uyusun diye günde sekiz saat nöbet tutuyoruz hudutta.. hudut namustur yazan tabelaların altında.. oysa o tabelanın iki tarafında da ne namussuzluklar var ben çok iyi biliyorum..
-küçük kız çocuklarına tecavüz eden orospu çocuklarını görmek isterdim elimde g-3 varken..
-sevdiği kadını kerhanelere pazarlayan ibneleri..
-hayat hakkında ahkam kesen yeni yetme ergenleri..
-ayaklarının dibine sıkacağım 7,65 mm'lik kurşunlarla doğaçlama kolbastı oynatmazdıysam eğer onlara, en adi orospu çocuğu olayım..
-uyku haram oldu artık bana.
-uyanıklık ise mekruh.
-din denilen olgunun argümanlarını hayatına uygulayan tek aptalım ben..
-zamansız terkeden sevgililerin ardından bağırmak istiyorum; "dön lütfen, yoksa dünyayı ters çevireceğim öfkemle.. sonunda kaçtığına toslayacaksın.."
-askerde bir erkek terkedilmemeli..
-askerde bir kadın üzülmemeli..
-acımız büyük.. ümidimizi kaybettik..
-başımız sağolsun.. insanlığımız öldü..
-dostlar sağolsun dediğinizi duyar gibiyim.. insanlığın dostluktan anladığı sadece ve sadece içki sofralarına meze edecek bir kelime olmuş..
-rakıyla banyo yapsam, sarhoş olmam.. zira hayatı içiyorum.. sek!!
-büyük kelimeler etmemin tek nedeni, bedenimin küçük olması.. bir nevi hedef küçültüyorum..
-amerikan sinemasının sikim-sokum kahramanları varsa, bizim de cahit tomruk'umuz var..
-bir dernek kurmak isterdim.. mantığı sadece ve sadece insanların koşmak olduğu bir dernek.. adı da koşanlar olsun.. ya da koşmayanlar.. farketmez..
-bir insan ismini kendi seçmeli.. eski türk geleneklerinde olduğu gibi..
-ilk tanışma faslında "memnun oldum" demekten daha samimiyetsiz ne var?
-kimsenin kimseden memnun olmadığı şu devirde, acaba insanlar kendilerinden memnun mu? sanmam..
-yazarken tepe-taklak koşuyorum sanki.. nefes nefese kalıyorum..
-eskiden kendimi öldürmekten korkardım.. şimdi ise birlerini öldürmekten.. ölüm düşüncem değişti.. yine de değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diyen kişiyi dövmek isterdim..
-kavga etmeyen erkek ne boka yarar? defalarca soracağım bu soruyu.. peki ya sevişmeyen kadın?
-aşık olduğum zaman evrendeki diğer tüm insanlar bana cinsiyetsiz geliyor diyen kadına ne denilebilir? ya da ne yapılabilir?
-durun, siz cevap vermeyin, ben vereyim; tapılır!!
-aşk için seksin ön sevişmesidir derler.. o zaman hayat ise ölümün ön sevişmesi değil mi? neden erken boşalırsınız insanlar! bu kadar mı sabırsız ve onursuzsunuz.
-istemediğinz işlerde çalışmanız midemi bulandırıyor.. istemediğiniz okullara gitmeniz.. istemediğiniz kişileri sevmeniz!! sizden nefret etmem için o kadar neden var ki? bunu bile haketmiyorsunuz aslında. zira, nefret çok yoğun bir duygudur. bu yoğunluğu hakeden kim?
-çok rahatsınız.. tavırlarınız ve kıyafetlerinizden dolayı demiyorum bunu.. yaşadığınız ve hissettiklerinizden dolayı bağırıyorum ensenizde..
-beni linç etmeli birileri.. ama şimdi değil.. önceden.. zamanda geriye dönüş yok değil mi? geç kaldınız! sizin için üzgünüm!
-hayvanları insanlardan daha çok sevdiğin iddia eden aptalların kafalarını kırmak istiyorum..
-evcil hayvanlarla insan gibi konuşanlar peki? yalnız olmalılar. başka bir açıklaması yok.. hayvan düşmanı değilim. hatta evcil hayvanlarım da var.. fakat sadece birer canlılar benim için. ne sevdiğim ne de dostumlar..
-çok iddialı cümlelerden sonra tahtaya vururum.. büyük konuşmam. lüzum yok..
-değiştiremediğim her şey kaderimdir.. gerisi ise benim başarım.. ve irademin ıspatı..
-tanrı bana ortaklık teklifinde bulunmalı.. zamansız varetti beni.. geç kaldı.. senin için de üzgünüm tanrı(m). şu dünyayı istediğin şekle sokabilirdim..
-nefes nefeseyim.. soluk soluğa.. kulak memesini emip, içine giriyorum tüm kavramların.. ve sonra...
-konuşmayı bırakalım hep birlikte.. biraz da dinleyelim..
-sevdiği kızı alamayan doğulu bir arkadaşım, "doğuda doğmak suç olsaydı en büyük suçlu güneşti" diye demişti bir gün.. bu ne masum bir yürektir be!!
-cehalet ve masumiyetten daha seksi ne var evrende?
-maymunlar da yas tutuyormuş.. yeni keşfedildi.. ölümsüz olan varlık mı var ulan!! taş bile ölüyor.. toprak oluyor neticede!
-yazmayı seviyorum.. bunlar kusmuklarım.. dikkat din bulaşmasın ruhlarınıza..
-bu aralar en sevdiğim şarkı morning after dark..
-bu aralar en sevdiğim film... yok.. sinemada film izlemeyi özledim..
-bu aralar en sevdiğim kitap, her zaman ki gibi "aylak adam"!!
-bu aralar demişken, hayatın arası yok.. zira hayat ne bir futbol maçı, ne de gösterimde olan bir yeni yetmenin kötü bir filmi..
-yönetmek demişken, tanrı iyi bir senarist. kötü bir yönetmen.. oyuncu seçimi ise berbat!
-müzik demişken... müzik demek mi? diyelim o zaman; müzik...
müzik ruhun gıdası değil, şarabıdır.. gıda dediğin küflenir.. oysa bir losing my religion!! hala mis gibi..
-yoruldum.. yorgunum.. bu nasıl teşgaleyse artık..
-kendime zararım..
-kendime.
-zar..
-ve ar!
-bunu da kaybettik!

***

-aşık olduğumda kendimi imha ediyorum. bilinçli bir yok oluş bu.
-sobalı bir evde büyüdüm. yeni tanıştığım her insanla çabuk kaynaşmamda bu durum etkili olsa gerek.
-annemden çok dayak yedim. terlikle.
-kırmızı ojeli, sevgili elleri için öldüremeyeceğim tek bir canlı yok.
-kendimden korkuyorum.
-sibirya kurdu beslemek çok zor. asla evcilleşmiyorlar.
-küçükken kız kardeşimin günlüğünü okurdum.
-bıyıklarımın çıkması için ilk bıyık tıraşı olduğumda annem huylatmıştı beni. zoruma gitmişti.
-bugün babama kızdım ilk defa. 29 yıl sonra. "bu zamana kadar yaptığın hiçbir şey doğru değildi" dedim. bir kere bile baba demedim konuşmamızda. çok mu acımasız davrandım? bilmiyorum.
-insanlar asla değişmez.
-en çok ayaklarım üşür.
-evlenemeyeceğim sanırım.
-yaşadığım şehirde adam gibi iskender yapan tek bir yer yok.
-kumpir ne müthiş bir yiyecektir.
-bir kadının kürek kemiğinden tekilayı shot yapmayan erkeğe erkek demem ben. ne diyeceğime dair isim araştırmalarım devam ediyor.
-bir kadının gözyaşlarını silmeyen erkeğe ise adam demem. (buraya da isim gelecek)
-rakıyla arabesk müzik harika gidiyor.
-müslüm gürses babam olsaydı keşke.
-kuran-ı kerim'i ilk okuduğumda büyülenmiştim.
-namaz kılmayı severim. mecburi olması saçma ama.
-yaşamak bile mecburi değil.
-tanrı'ya asla güvenmem.
-oruç tutmak aptalca.
-padişah tahtları üç ayaklıdır.
-benim esaretim, özgürlüğüm.
-bugün saçlarımı kazıtmayı düşündüm. askere gittiğimde oradakilere küfür olsun diye. bir anda vazgeçtim. her an kazıtabilirim.
-eski bir dostum 32 yaşıma kadar kendimi öldürmezsem, çok mühim bir adam olabileceğimi söylemişti. son 2 yıl. dayanayım mı biraz daha? bilmiyorum.
-bir kadında baktığım ilk yerler dudaklar olur. öpüşme fetişi olduğumdan olsa gerek.
-gömlek giymekten nefret ederim.
-kıravat dediğin boyunda aşağı doğru değil, boyundan yukarı doğru sallanmalı. anladın sen. anlamadıysan anlatacak kadar zamanım yok.
-ruhum sıkılıyor.
-bir gün sadece düşünmekten beynim infilak edecek: tıpta bu ölüm stilinin bir ismi var mı acaba? beyin kanaması? beyin yetersizliği? nedir bunun akademik karşılığı? bilen beri gelsin.
-ben bir şeyler anlatırken dinlemeyen insanlardan nefret ederim.
-hayatımın her hangi bir döneminde kızgınlıkla söylediğim tek bir cümleyi cımbızla her dem önüme koyanlara kafam girsin. ben bir ayrıştırmaya çalışsam o insanın koca hayatını bir çuval bok gibi önüne koyarım. ama gerek duymuyorum. zira, zamanım yok.
-zamanım yok diye diye gerçekleştirdim bunu.
-az önce abimle konuştum. bir an önce askerliğini bitir, eve gel dedi.
-benim bir evim yok ki.
-insanın kendini herkesten ve her şeyden soyutlaması ne acı.
-uzaya gönderilen ilk maymunlar gibi olacağım 10 gün sonra.
-ölmüşüm de ağlayanım yok.
-yanmışım da dumanım çıkmıyor.
-öldüremeyeceğim tek bir canlı yok.
-bir canavar var içerimde. tam göğüs kafesimde. beni ele geçiriyor. izin vermeyin.
-dünya üstündekileri fırlatacak kadar hızlı dönmeli diyen üstad yanılmış, dünya, kendini kusturacak kadar hızlı dönmeli. ve üzerindeki safraları hiçliğe göndermeli.
-zihnim ve ruhum uyuşuyor.
-ölüm, her zaman için illa canına kıymak değilmiş. yaşayarak öğreniyorum.
-harley davidson botlar müthiş.
-en iyi digital fotoğraf makinası ise kesinlikle nikon'un.
-laptop dendiği zaman hp'nin üzerine tanımam. şu pavilion serisinin fanları kış aylarında elektrikli battaniye gibi.
-dvd'lerimi yakacağım bir gece.
-filmeri ve kitapları çok ciddiye aldım.
-asla eski ben olmayacağım. olmak istiyor muyum peki? asla..
-muhteşem bir boşvermişliği yaşarken bu kadar hassas olmamın nedeni ne? sanırım buna yenilmek deniliyor. oysa daha ısınma hareketleri yapıyordum ben. ne ara başladı maç? ve ne ara bitti?

***

-üniversite okurken iddiasına batak oynayıp, güneş doğduğunda kahvaltı yapar uyurduk. okulu neden 9 yılda bitirdik sanıyorsunuz olum..
-gecenin bir yarısı tek başına çorbacıya gitmek özgürlük olsa gerek.
-insanlar hiçbir şeyi tek başına yaparken keyif almadıklarından bu kadar çok sıkılıyorlar..
-askerden döndüğüm gün bir araba ve rotveiler köpek alacağım.
-boyum uzun gözüksün diye bilerek adidas'ı tercih ediyorum diyen bir sevgilim olmuştu zamanında.
-alışveriş merkezlerindeki gösteriş budalası kızların yanından geçerken osurmayı o kadar çok istiyorum ki, olmuyor. gastritim 3 yıldır..
-duşta seviştiğim zaman arındığımı hissediyorum..
-son nefesimde koca bir "siktir" göndermek isterim gökyüzüne.
-bir kadına arkadan sokulup da dudak dudağa öpüşürken kalçalarını hissetmekten daha kutsal bir duygu var mı?
-kendime ait bir evim olursa eğer, tavanı camdan olacak. ışığa hasret bir ömür neye yarar?
-bugün sorularla doluyum.
-yeniden varolma şansım olsaydı kendim olmak isterdim diyenlerin hepsi orospu çocuğu. ama ben de kendim olmak isterdim..
-dün gece uyurken zihnimden bir romana başladım. ilk cümlem şuydu; "bugün benim ölüm yıl dönümüm.."
-her an ve her salise kendimle konuşuyorum..
-muhabbet kuşlarının üzerine oturmayın, ölüyorlar.
-ilk mastürbasyonumu yaptığımda babamla namaz kılmaya gitmiştik. o halimle namaz kıldım. çarpılmadım. yoksa çarpılmış halim mi bu?
-anlatacak o kadar çok şeyim var ki.. bomboş bir hayat yaşadığımı sanırdım..
-bir gün ankara'da kayboldum. birisi bana yardımcı oldu. hem valizlerimi taşıdı hem de para verdi bana. ertesi gün o insanın yanına gidip de teşekkür dahi etmedim. oysa, gece söz vermiştim kesinlikle yanına geleceğim diye. kallavi bir piçim ben..
-duvarlarında ayna olan bir mekanda çok güzel bir kadınla o aynalardan kesişmekten daha lezzetli ne olabilir?
-dün piyango bileti aldım. askerde bana çıkarsa, kaçarım..
-kazı kazan oynamaktan nefret ediyorum. her seferinde 500 kuruş verip de beş bin tane kağıt kazıyorum..
-benim kavgam zaman denen olguyla.
-bir gün öleceğim.
-"büyünce ölü olacağım." bu cümle bana ait. hakan günday son kitabı ziyan'da kullanmış. ekşi sözlük'ten beni takip etmiş olsa gerek..
-her gece uyumazdan önce bir kitaba dokunmazsam içim acıyor..
-ilk emri oku olan bir dinin mensuplarının kitap okumamakla övünmesinden daha ironik ne olabilir?
-keşke tanrı olsaydım. ya da gerek yok. tanrı asla ben gibi sevemiyor bir kadını. hatta sevişemiyor.. acıyorum o'na..
-kıyamet çok önceleri kopmuş olamaz mı?
-beni öldürmesi için bir kiralık katil tutabilirim. kemal sunal'ın filmindeki gibi.

***

-bir kadının estetik yaratılıştan daha müthiş ne olabilir.
-leonardo da vinci kedi için "kainatın estetik mucizesi" demiş. yanılıyor leo efendi. kainatın estetik mucizesi bir kadının vücududur. tabii kendileri eşcinsel oldukları için bir kadının vücudunun kıvrımlarında asla kaybolmamışlar..
-homofobik değilimdir..
-ev arkadaşımla çırılçıplak duşa girerdik eskiden. bir keresinde yine girdik. kız arkadaşlarımız terastaydılar. yaz mevsimiydi. bir anlık banyo kapısı açıldığında çığlığı bastılar..
-üniversite içni bu şehire geldiğim ilk gün oda arkadşaımın koluna girerek yürümek istediğimde "ibne misin?" demişti. işte o günden beri korkarım bir arkadaşımın koluna girmeye..
-bir hayat kadını ile hayat hakkında konuşmak fazla alaturka bir fantezi. ama inanın büyüleyici..
-kadınlara bayılıyorum.. her türlüsüne..
-öldüğümde bir kadının göğsünde öleceğim. biliyorum..
-bir gün denize atlayıp da intihar ederim diye yüzme öğrenmiyorum..
-sakalımın sağ tarafı sola oranla daha gür çıkar.
-langırtta pır pır yapanlara langırtın öyle oynanılmadığını anlatmayın.. anlamıyorlar.
-her gün yoğurt yiyin. çok güzel çünkü..
-kahvaltı yapmadan sigara içenlere kıl oluyorum..
-uyumadığı için hava atanlara ise uyuz..
-yatağı boş bir erkek neye yarar?
-yüreği boş bir kadın?
-çoğu kez kendimi öldürmeye bile geç kaldım diye düşünüyorum.
-mıchael jackson hariç ölümüne üzüldüğüm tek bir insan yok..
-dinlerde revizyona gidilmeli. tabii bunu sokaklarda söylerseniz linç eder gerizekalı dinciler.
-tanrı'yı anlayabiliyorum.
-ama o beni anlamıyor.
-inanç konusunda önemli olan insanın tanrı'ya inanması değil, önemli olan tanrı'nın insana inanaması.. eğer ki tanrı insana inanmış olsaydı bu yaratılış bir sınav olmazdı..
-bir gün istanbul'da havaalanına gitmek için üç kişiye bir şey sorabilir miyim dedim. üçü de aynı cevabı verdi, "hayır.."
-tırnaklarımı dipten keserim..
-ellerimi çok severdi annem..
-çok sevdiğim bir insanın kulak memesiyle oynamaya bayılırım..
-kulak memesiyle oynamama sinir olan her insanın ya çocuğu ya da yeğeni kulak fetişi çıktı. beter olun ipneler.. ahahaha..
-dün çok şahane bir deri mont beğendim. üzerimdekinin kahve renkli olanı.. askere gideceğim diye almadım. gidip alsam mı birazdan?
-mutsuz insan koleksiyonum var..
-bazen o kadar ümitsiz ve mutsuz oluyorum ki, kemiklerim kırılmış da vücuduma doldurulmuş sanki..
-ciddi derecede manik depresifim..
-şizofren de olabilirim..
-birisi gönüllü dinlese beni, hiçbir hastalığım olmaz ama..
-insanlara gıcık olup yalnızlıktan nefret ediyorum..
-küçükken annemi severdim. biraz büyüdüğümde babamı. şimdi hiçbirini..
-çocukluğumdan hatırladığım tek şey, annemin göğüslerinin arasına ellerimi sokup da uyumam..
-halı sahada hiç taşaklarıma top yemedim..
-lisedeyken hiç okuldan uzaklaştırma almadım..
-sigarayla yakalanmadım lisedeyken..
-porno dergilerimi annemler bulmadı hiç..
-ergenliğimin ilk yıllarına ait hiçbir suçum ıspat edilemedi..
-bu kadar temkinli bir ergenlik geçirdiğim için kendime kafam girsin..

***

-ciğerim yanıyor..
-haftaya bugün, bu saatte askerim. saçlarım kesilmiş, aptal aptal, içinde bulunduğum ruh halini anlamaya çalışacağım.
-birisini öldürmek istiyorum..
-bazen, sikik bir kadına erkekliğimi sunmamak için sikimi kesip atmak istiyorum.. sonrasında da kan kaybından ölmek..
-delirdim..
-üniforma içerisindeki her insan midemi bulandırıyor.
-karbondioksit solumak istiyorum..
-geberene kadar ayakta durup da öyle gebermek istiyorum. dimdik.. küfür gibi..
-tıka-basa öfkeyle doluyum..
-yaş 35 ömrün yarısı diyen gerizekalının ağzını yüzünü dağıtmak isterdim.. yaş 30, ömrün sonuna geldim..
-yazdığım şeylere güzel diyen insanların hepsi asalak olarak geliyor bana.. bunlar güzel değil ki. bunların hepsi ama hepsi acı..
-iki gece üst üste ağladım. hayatım, zincirleme yaşam kazasına döndü..
-milleti askeriyeden ve askerlikten soğutmanın cezası idamsa eğer, insanlığı aşktan soğutmanın cezası nedir?
-o kadar çok koşmak istiyorum ki, en sonunda kendime toslayacağımı bildiğim için sadece duruyorum..
-çok büyük bir doğal afet istiyorum.. her yer yıkılmalı.. ve herkes ölmeli..
-bir tanrı varsa eğer, öldüğümde onu öldürmezsem orospu çocuğuyum..
-hiçbir şey yazmak istemiyorum artık.. sağ elim, sol elimi tutamıyor ama..
-ölüyüm sanırım.. yeniden diriliş hayal..
-içerime çektiğim her nefes midemi bulandırıyor.. bir gün öyle bir kusacağım ki herkes kusmuklarıma bakıp da kusacak..
-ergenliğe yeni girmiş, şımarık bir genç kıza işkence ederek tecavüz edip, öldürmeyi ne çok istiyorum. bilemezsiniz..
-ben mi daha değerliyim yoksa vatan mı?
-hani tanrının diğer adı da aşktı..
-tanrıyı insanlar yarattı..
-benim kavgam nefes alan her şeyle..
-artık kimse dövüşmek istemiyor benimle. ölümden korkuyorlar..
-az önce sevişmek isteyen bir kadını kovdum.. sevişseydik sadece tecavüz edecektim çünkü..
-içim acıyor.
-babama küfrediyorum zamanlı zamansız..
-anneme kızıyorum zamanlı..
-ablamla karşılıklı ağlama seronomisi düzenledik 2 gece önce..
-birisi öldürse ya beni.. tanrının varlığına ya da yokluğuna dair iddaa oynayamayacak kadar yorgunum..
-rüyalarım kayboldu 75 gün önce. halüsinasyonlar başladı.. sayıklamalar..
-kilitlendim.. anahtarımı ise yuttum. kabızım..
(cennetten kovulan, 25.02.2010 09:48 ~ 31.05.2010 18:07)