17 Kasım 2013 Pazar

Bir cümle.



"Olmuyorsa olmuyor işte" diyemiyorum.
Diyemezken gözlerinin içine bakıyorum sadece.
Sanki ağzından çıkacak "bitti!" kelimesini engelleyebilecekmişim gibi!

Bunu söyleyebilmek çok zor. Ben yazsam anlatamam ama adam bir cümle yazmış içine iki tane özne değil iki tane zarf koymuş o zarflarda biz olmuşuz. Söylemeye dilim, yazmaya elim varmıyor ama bir cümle paylaşabilirim;

 Artık "Leyla ile Mecnun" yok."Ben de özledim" var.

1 Kasım 2013 Cuma

Sade

  Sade yaşam diye adlandırdıkları bir çeşit yalnız yaşama olsa gerek diye düşünüyorum. Şair diyor ya yalnızlık iki çeşittir; tek başına yalnız, kalabalıklar içinde yalnız diye. Kalabalık içinde yalnız diye bir şey yok yemeyin bizi. Kalabalık içinde yalnız değil, mahcuptur insan. Tek başına yalnız ise eğer çok üzgündür. Tek başına yalnızları çok sevin oğlum. Tek başınalar lan! Sadece ve sadece tek başınalar! Birden çok başınalar çok şanslı bence, bir de" bugün biraz kafamı dinleyeyim dedim." diyenler. Tek başına yalnız "Bugün de kafamı dinlemeyeyim." diyemiyor mesela! Ne yazık!

  Sadede geleyim. Bana göre uzunca bir süre (zaman mefhumu göreceli dedikleri için bana göre) tek başıma değildim. Sadece bir kişi sayesinde öyle çok kalabalıktım ki! İşte bu zamanlarda görmeliydiniz beni! Öyle çok gülerdim ki; gözlerim kaybolurdu, saçlarım uzardı, kimi zaman sakallarım olurdu, işsiz olurdum, yeni işim olurdu, belim bile fıtık olurdu ama sonra geçerdi. Bunlar hep göreceli olan mefhumlar boyunca olurdu ve bütün bunları başucumda durup bir kişi izlerdi. Yine aynı bütün bunlar, bir tek başına için çok zordu. Neyse ki ben şu an olduğum gibi tek başıma değildim o zamanlar.

 Şimdi sade ve sadece tek başımayım..

12 Temmuz 2013 Cuma

Hayaller, beklentiler, istekler, arzular.. Bütün bunları kategorize etsek, aklımıza gelecek ilk konu başlığı "ardı arkası gelmeyen şeyler" olurdu heralde..

Kim bilir?

İnsanın neyi, kimin yaptığını bilmediği zaman "kim bilir" sorusunu dillendirmesi ne garip.. Bilmediğin bir şeyi kimin bildiğini bilmemek sorusu.!

Velhasıl Kelam

  Selam yine ben ve tabiki yine siz. Yani kabuk tutan yaralarım. Kabuk tutana kadar ne çok kanadınız. Yaralarım, kabuklarım, kanıksamalarım hep anlayın istedim; ben biraz büyüdüm. Büyüdükçe sizler küçülürsünüz sandım. Yine sandığımla kaldım. İnsanın vücudunun aynı yerinde farklı yaralar çıkabiliyormuş anladım. Farklı acılarda, farklı büyüklüklerde aynı acıtmalarda! Halbuki ben saklamıştım sizleri kimse görmesin diye ama sanırım en çokta ben görmedim sizi sakladığım yerlerde. Görmedikçe geçtiniz sandım. Ben sandıkça siz daha da geçtiniz.

  Selam yine ben! Ve yine siz geçti sandığım yaralarım. Kendi elimle sakladıklarım!

  Velhasıl kelam hoşbuldum..